Eğlence denince.. akla ne gelir bu topraklarda

Eğlence denince akla?


Tamam, şimdi buldum!


Dansöz, dansöz, dansöz..


Şarkıcı, şarkıcı, şarkıcı gelir!


Birçok şey değişti 40 yıl içinde. (Az değil ha, Cumhuriyet’in yarısı kadar!)


Ama eğlence kültürü aynı kalmış meğer!


Kaya gibi sağlammış maşallah eğlence anlayışımız.. top tüfek işlememiş, kımıldatabilene aşkolsun! Hayranlık uyandırıcı bir istikrar!

TRT’nin, yılbaşı gecesi; bir nostalji rüzgârında savrulalım, biraz burulalım belki.. ama eğlenelim, coşalım amaçlı yayınladığı; 1970’li, 1980’li, 1990’lı (sonrası var mıydı bilmem, ben 90’ların sonunda uyudum çünkü) yılların yılbaşı programları, yılbaşı eğlence anlayışımızın şahane bir retrospektifi oldu!


Yani pek faydalı bir yayındı bence.


Kimi seyirci –benim gibi- biraz farklı yollara sapsa da, TRT’nin arzu ettiği adrese ulaştı nihayetinde; gerçekten de biraz burulduk önce, boynumuz da büküldü hatta; “vay canına dedik, her şey ne kadar aynı.. yılbaşı sahneleri 40 yıl önce biraz daha Yeşilçam kokuyor belki ama, diğer kanallardaki eğlence programlarına geçince, görüyoruz ki, aynı gazino programları yine revaçta.. yine allı pullu tuvaletli şarkıcılar.. yine aynı samimiyetsiz yılbaşı mesajları ve yine aynı eğlence anlayışı yavu deyip, eğlendik mi bilmem ama, oyalandık epeyce.. bir manada düşündürerek eğlendirmiş oldu TRT bizi. (Ki, devlet kanalımızın nadiren yaşadığı bir fenomendir bu, kıymetini bilelim!)


Baktık ve anladık ki, hiçbir şeyde istikrarlı olamamışız biz, yılbaşı eğlencesinde olduğumuz kadar!


Neredeyse herşey aynı.. her dönemin kendine özgü bir sahne dekoru var desem.. pek de diyemem aslında.. sahneden geçen şarkıcıların, türkücülerin kostümleri bile genel hatlarıyla aynı dönemin kültürünün eserleri sanki, bir makyajlar ve saçlar değişmiş.. eski yılların yılbaşı programlarına nostaljik tadı veren de bu zaten, bir de artık eskimiş olan şarkılar!


Gelelim Vehbi’nin kerrakesine:


Eğlence, kültürün ete kemiğe bürünmüş nihai halidir aslında.


Yani kültürün ne kadarsa, eğlencen de o kadardır bi yerde!


Her eğlence bir kültürü temsil eder, onun rozetidir adeta.


Yıllardır yaşanan eğlence biçimi (resmî ve özel) sahip olduğumuzu savunduğumuz modernitenin nasıl bir modernite olduğunun da bir göstergesidir aynı zamanda (adeta turnusol kâğıdıdır).


Yaratıcı olmayan, yeniliği sadece biçimde arayan, dekoratif, ‘haydi artık eğlenelim’ gibi zorlama sesler çıkaran, ‘eller havaya’dan öteye geçemeyen bir müsamere + gazino + direklerarası kültür + çadır tiyatrosu karışımı, aslında amorf bir kültürsüzlük; eğitimde uygulanan modernitenin doğurduğu bir müsamere biçimi, Batılılaşmanın yerli olanla karıştırıldığı bir gazino formatı, Anadolu’yu sözüm ona eğlendirmeye girişen ve içine pek çok şeyin yığıldığı bir çadır tiyatrosu sosuna, bugünün ileri teknolojisinin katılmasıyla ortaya çıkan bir ucube eğlence kültürü bu.


Orijinal olmayan bir kültür...


Eğlendiremeyen bir eğlence işte!

***

 

 

Ali Saydam’dan bir hayat kitabı: ‘Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?’

 

Ali (Saydam) Hocamızın yeni kitabının afişlerini asmışlar Suadiye Remzi Kitabevi’nin vitrinine. Kitapları da dizi dizi vitrinde (iki yanınızda da Elif Şafak’ın kitabı vardı Hocam, benden söylemesi). Çok gururlandım, hemen bir tane edindim. Kapağı da pek şık ve anlamlı; tek taş bir pırlanta yüzük ve bir tükenmez kalem –sanırım Mont Blanc-. Bembeyaz kapak çok etkileyici, maniyersiz; beyaz zemin içinde dinamik bir leke oluşturuyor tek taş yüzük ve kalem. Hard cover basılan kitabın tepesinde yazar adı yerinde de Ali Hoca’nın parafı var sadece; alçakgönüllü ve samimi.


Bir kitapla ilgili yazıya kapağından başlanmaz elbet, ama biz de kitap eleştirmeni filan değiliz neticede, Bağdat Caddesi’nde yürürken, hocamızın kitabını görüp almışız, bir solukta da okumuşuz sonra, yazmak istemişiz, nereden başlayacağımızı bilememişiz demek ki! (Neden bazı durumlarda çoğul kullanıyorum ben Hocam? Hangi eksiğimi kamufle etme ihtiyacından?)


Ali Saydam’ın Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir? adlı yeni yayımlanan kitabını –kaybedecek hiç müşterim olmamasına rağmen- bir solukta, merakla ve –hocam olduğu için söylemiyorum- zevkle okudum.


İlginç bir hayat kitabı Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?


Özel hayatla iş hayatı arasında bir iletişim paralelliği keşfetmiş Ali Saydam.


İş hayatında tanımlanan tüketici (consumer) kavramının özel hayattaki (kadın-erkek) paralelliğini tek gecelik aşk olarak; müşteri (customer) olarak tanımlananın karşılığını ise, uzun süreli sevgili; iş hayatında tanımlanan özel müşterinin (client) paralelini ise uzun veya kısa süreli evlilik olarak işaretliyor Ali Saydam.


Ve bunların içinden özel müşteri ve evlilik arasındaki paralelliği seçerek; bu iki hayat yoldaşını (biri ticari, diğeri duygusal) durduk yere, ya da basit (ama anlamlı) nedenlerle iletişim ilgisizliği ve yanlışlığı sonucu kaybetmemek için gerekli on kuralın açıklamasını yapıyor.

Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?’in mesajı, bana Mevlâna’nın bir özdeyişini hatırlattı:

“Her şey incelikten, insan kalınlıktan kırılır!”


Ali Saydam da, hem eşimizi hem özel müşterimizi hem de kendimizi kaybetmememiz için bazı kalınlıklarımızı yontmamızı öğütlüyor ve bunun yöntemlerini gösteriyor.

Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir? çok eğlenceli ve sürükleyici bir kitap aynı zamanda.


Bir hayat kitabı işte.