TRT1’in yeni sabah programı ‘Gülben’ umut vaat ediyor!

Sabah ve gündüz kuşağında yayınlanan abur cubur programlar bünyenize dokunuyorsa –ki hazmı zordur gerçekten-, Gülben Ergen’in TRT-1’e yaptığı Gülben’i izleyebilirsiniz.

Ben ilk yayın gününde izledim; sükûnetini, ferah ama sıcak dekorunu ve programın –sunucusunun tavrı ve kılık kıyafeti de dâhil- sadeliğini sevdim.

Belki çok parlak, albenili bir program değil henüz ama; iyi niyetli, seyirciyi sömürmeyen, ünlü sunucusunu öne çıkarmayan, onun reklamını yapmaktan kaçınan, eğlendirici ve yararlı olma gayretinde, efendi bir program.

Bir şarkıcı-star, televizyona program yapıyorsa, hiç kaçmaz hemen bu kimliği öne çıkarılır oysa; şarkılarla, türkülerle doldurulur, hemen en adisinden bir şova dönüşür program. Bir televizyon programından ziyade gazino sahnesine döner ekran.

Sabah sabah, ya da öğlen öğlen tahammül edilmez gürültüler taşar televizyondan.

Gündüz kuşağı deyince bizim özel kanalların anlayışı budur çoğunlukla. Ev kadınlarına sadece ve en fazla bu şarkılı türkülü –aralara yasak savmak için küçük sosyal röp’lerin yerleştirildiği- medyatik konukların katıldığı, eklektisizmin tavana vurduğu, kimliksiz, hatta karakteri olmayan, hasosundan –pseudo- küçük burjuva eğlence programlarını reva görürler çünkü.

TRT-1
’de hafta içi her gün 09:30 - 11:30 arası yayınlanmaya başlanan Gülben adlı program bu açıdan çok farklı; Gülben Ergen’in şarkıcı-star kimliği üzerine kurulmuş bir program değil çünkü.

Tek başına bu bile umut veriyor.

Gülben Ergen, programı çok iyi yönetiyor, programın akışından, konuklarından rol çalmıyor; geride duruyor, tam profesyonel bir televizyon sunucusunun olması gerektiği gibi.. nazik, ilgili, meraklı, esprili ama dikkatleri hep konuğuna ve konuya çekerek.. bu duruşu sevdim, alışılmışın dışında bir sunum bu; dikkatleri üzerinde toplamak için kendini yerden yere atan sunuculara alışkınız daha çok biz.

Gülben
’in ilk bölümünün içeriğine bir diyecek yoktu; kadına yönelik şiddet, şiddetle karşılaşan kadının yapması gerekenler, kadının toplum içindeki yeri, başardıkları (Reçel Anneler çok iyiydi) ve bir evlilik danışmanından tavsiyeler öne çıktı. Ama tavuk koleksiyonu yapan işadamı da renk kattı programa.

Bir de faydalı bilgiler bölümü var programın; belki bu bölüme Türkiye’de ne kadar kadın yönetici var, toplumun ilerlemesine kadın duyarlılığı sağduyusu, kadının yöneticilik ve üst düzey yöneticilik kabiliyeti ne kadar katılıyor gibi araştırma sonuçları da konulabilir.

Gülben
’in uzun soluklu bir program olması için biraz daha ritme ve tempoya ihtiyacı var bence. Diğer şablonik gündüz programlarından farklı bir yapısı olsa da, bir küçük yemek teneffüsü kadın izleyicinin ilgisini daha çok çekebilir belki. Ama diğer programlardakinden farklı, dikkat çekici, yenilik vadeden, Anadolu’nun farklı mutfaklarından oluşturulmuş bilinmeyen tariflerle.. belki mesleği aslında aşçılık olmayan, farklı meslek grubundan ünlü bir kadın tarafından uygulanabilir. (Bir zamanlar Ayşe Önal yemek yapardı –Kanal 7’de galiba-, bir gazeteciden yemek öğrenmek ilginç olurdu.)

Gülben
, umut vaat eden bir program. Daha iyi olmak için potansiyeli var çünkü.

Umarım yolu açık olur.

***  

Dikkatli seyirciden ‘Şüphe’ dizisine eleştiri var!

Kanal D’nin Şüphe dizisi, senaryosundaki hukuki ve diğer birçok mantıksal hatalarla seyircinin dikkatini çekiyor. Telesiyej’e gelen mesajlardan anladığım o ki; Sedat Kutlu’nun evlilik dışı kızı İpek Beyaz’ın, –sırf kendisine miras bıraktı diye- hiç tanımadığı babasının evine yerleşmesi mantık dışı bulunuyor mesela.

Hukukçu olduğunu düşündüğüm Orhan D. adlı okur ise, bir başka mantık ve hukuk hatası yakalamış ki, çok ikna edici bence, mailini aynen yayınlıyorum:

“Kanal D’deki Şüphe dizisinde anlayamadığım bir şey var. Sedat Kutlu, vasiyetnamesi ile karısına yüzde 25, hayattaki iki oğlu ve evlilik dışı kızı İpek’e yüzde 25’er bırakıyor ve böylece yüzde 100 doluyor. Bu durumda daha önce ölmüş olan oğlundan olan torununa 50 milyon dolar bırakması imkânsızlaşıyor. Vasiyetname, daha önce ölmüş olan oğlundan olan torununa 50 milyon dolar ödenmesi ve kalan kısmın karısı, iki oğlu ve evlilik dışı kızı arasında yüzde yirmi beşer bölüşülmesi şeklinde anlaşılsa bu da akla yakın görünmüyor. Çünkü: Sedat Kutlu öldüğü zaman Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri uyarınca karısının yüzde 25 pay alması, kalan yüzde 75’lik kısmının da iki oğlu, evlilik dışı kızı ve daha önce ölmüş olan oğlundan olan torunu arasında eşit olarak, yani yüzde 18,75’lik hisselerle bölüştürülmesi gerekir (Medeni Kanun’un miras hükümlerine göre miras bırakandan önce ölenler çocukları tarafından temsil olunur). Türk Medeni Kanunu bazı mirasçılar için saklı pay koymuş olup saklı paylara vasiyetname ile dokunulamaz. Mesela miras bırakanın çocuk ve torunlarının saklı payı yasal hisselerinin yüzde 75’idir. Bu duruma göre Sedat Kutlu’nun daha önce ölmüş olan oğlundan olan torunu Meltem’in saklı payı yasal hissesi olan yüzde 18,75’in yüzde 75’i yani toplam mirasın yüzde 14,0625’idir. Bu demektir ki Sedat Kutlu vasiyetnamesini nasıl belirlemiş olursa olsun torunu Meltem onun mirasının en az yüzde 14,0625’ini alacaktır. Oysa Sedat Bey vasiyetnamesi ile torunu Meltem’e 50 milyon dolar, yani 75 milyon TL bırakmaktadır ki bu da Sedat Bey’in mirasının yüzde 14,0625’inin en fazla 75 milyon TL olacağı, diğer bir deyimle Sedat Bey’in mirasının toplamının en fazla 533 milyon TL olacağı anlamına gelir. O zenginlikte bir adamın toplam mirasının en fazla 533 milyon TL. olması ise inanılır gibi değildir.”

Diziciler daha fazla özen göstermeliler; seyirci yakalıyor çünkü.