Türkiye’nin tarihî kırılmalar yaşadığı bir dönemde sandık yeniden önümüze geliyor.
Büyük kararlar arifesinde olan bir ülkede “Boğaz Köprüsü’nün rengini belirlemek” için bile ortaya sandık konsa o referandumun sonuçlarından sadece Boğaz Köprüsü’nün yeni rengi çıkmaz.
Siyasete gündem dayatılmaz. Siyasallaşmanın ana fay hattı nereden geçiyorsa, ne konuşulunca insanlar kafasını çevirip bakıyorsa siyasetin gündemi de odur.
Yani yerel seçimlerde yol, su, kaldırım taşı, çer çöp konuşulmuyor, büyük siyaset konuşuluyor diye yakınmak boşuna.
PKK’lara affı konuşmadan sıra imar affına gelmez. “Gençler ölsün mü ölmesin mi?” konusunda bir karar vermeden muhtemel İstanbul depremindeki, çok muhtemel ölümleri azaltacak tedbirlere yoğunlaşmanız zordur.
Demokratikleşme için önemli bir kavşaktan geçerken Ankara’nın kavşaklarını kimse umursamaz. Laiklik endişeleri sürerken sudaki arseniğin tadını kimse almaz.
“Seçimlerden sonra iktidar partisine yeni bir kapatma davası açılıp açılmayacağı”nın konuşulduğu yerde bilmem ne deresinin üstünün kapatılıp ıslah edilmesiyle ilgili proje oyların rengini belirlemez.
Devlet içindeki büyük çetelerle hesaplaşamadan sıra belediyedeki imar çetesiyle mücadeleye gelmez.
Kuraldır; büyük siyaset küçük siyaseti yutar.
Yani bu yerel seçimlerde de sandıktan sadece hevesli damatlara benzeyen belediye başkanları, tam olarak ne iş yapacağını bilemeyen tedirgin ve kıvançlı belediye meclis üyeleri ve mahallesinin gururu muhtarlar çıkmayacak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.