Madımak diyenlere Başbağlar, Başbağlar diyenlere Madımak hatırlatıldığına göre yine aylardan temmuz demektir. Ulusal Ruanda Haftası başlamış demektir.
Hafta boyunca katliamlarda ölenler ve öldürenler kimliklerine göre özenle tasnif edilir. Böylece kimse kimsenin acısına ilişmemiş olur.
Ruanda’daki Hutular ve Tutsilerin bile herhalde aklına gelmeyecek şekilde bir katliamda öldürülenlerin kaçının aydın kaçının garson olduğu sayılır.
2 Temmuzlarda bazıları 33 aydını, daha merhametli olanlar 35 aydını anarlar. (Birkaç yıl önce televizyonda Pınar Kür dayanamayıp lapsusunu dışarıya salıvermişti: Sivas’ta yakılanların 33’ü aydın gerisi garson.)
Bazıları ise anma yapmak için üç gün sonraki Başbağlar Katliamı’nı beklerler. Hafta boyunca Madımak, Başbağlar arası acı yarışları yapılır. Madımak Katliamı’ndan üç gün sonra basılan Başbağlar Köyü’ndeki katliamda ölen 33 sivil aydın değil köylüdür. Onların acıları ya Madımak’ı unutturmak için hatırlanır ya da onları hatırlamayarak Madımak’ın unutturulmayacağı zannedilir.
Yıllarca ölenlerin hatıralarının pişirilip yendiği, sadizm kebapçısı yerine zor bela açtığı müze içinde, olaylarda öldürülen iki göstericiyi anmak ise birden bire hümanizm patlaması yaşayan ahmak bürokratların aklına gelir.
18 yıl önce saatlerce bir otelin yakılışını izleyen devletin gücü ancak 18 yıl sonra anmaya gelenlerin ailelerini durdurmaya yeter.
Dindar gazeteler Madımak’a katliam yerine “yangın” ya da “olay” dedikçe, Aleviler Madımak Katliamı için Yezid’den başlayıp bütün Sünnileri sorumlu tuttukça, her yıl yangın daha da büyür, otelin içindeki ve dışındaki kalabalık katlanarak artar.
Madımak’ı ve Başbağlar’ı resmen anmayı akıl edemeyen devlet ise binlerce kişinin yer aldığı toplumsal bir linç halinden seçilen 33 kişi için idam kararı verip “kısas”la yara sarmaya çalışır.
Birlikte yaşamak için bulunan en iyi yöntemse ucu bucağı kaçırılmış komplo teorileri üzerinde uzlaşıp, kimsenin cesaret edemediği yüzleşmenin halı altına süpürülmesidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.