“Konuşmamın bundan sonraki kısmını Kürtçe yapmaya çalışacağım.”
Ahmet Türk Meclis grubunda Kürtçe konuşmaya başlamadan önce aynen böyle söyledi.
Peki, neden böyle söyledi hiç düşündünüz mü?
Mesela neden “Konuşmamın bundan sonraki kısmını Kürtçe yapacağım” ya da “Konuşmamı Kürtçe sürdüreceğim”, “Konuşmama Kürtçe devam edeceğim” demedi de “Kürtçe konuşmaya çalışacağım” dedi.
“Kürtçe konuşmaya çalışacağım” demek, “Doğrusu çok iyi Kürtçe bilmiyorum. Ama elimden geleni yapmaya çalışacağım” demek.
Yoksa Ahmet Türk Kürtçe bilmiyor mu?
Geçenlerde Taraf’ın DTP’yi çok yakından izleyen muhabirleri Ergülen Toprak ve Aylan Uncu yazdı. Ahmet Türk DTP’nin Kürtçeyi en iyi bilen ismi. Hem de Kürtçenin bütün lehçelerini biliyormuş. Hatta Kuzey Irak’a yaptığı ziyarette, buradaki Kürt muhabirlerin çeşitli lehçelerde sorduğu soruların hepsine o lehçelerde cevap vermesi gazetecilerin dikkatlerini çekmiş.
Aynı haberde DTP’nin “Meclis’te Kürtçe konuşalım” fikrini ortaya atan ‘Şahin kanadının’ Kürtçe bilgileri konusunda da oldukça ilginç bilgiler vardı.
Mesela partinin ‘en şahin isimlerinden’ Eşbaşkan Emine Ayna hiç Kürtçe bilmiyormuş. Ayna’nın hiç Kürtçe konuşamaması Kuzey Irak’tan ziyarete gelen gazeteci heyetini de şaşkınlığa uğratmış. Yine Ayna’ya yakın isimlerden Sabahat Tuncel de temel bazı cümleler dışında Kürtçe bilmiyormuş. Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ise Kürtçeyi anlamasına karşın akıcı bir şekilde konuşamıyormuş. DTP’de Kürtçesi yetersiz milletvekilleri arasında grup başkanvekilleri Selahattin Demirtaş ve Fatma Kurtulan ile milletvekili Gültan Kışanak’ın isimleri de geçiyormuş.
Tekrar düşünelim şimdi.
Ahmet Türk sizce neden “Konuşmamın bundan sonraki kısmını Kürtçe yapmaya çalışacağım” demiş olabilir?
“Kürtçe konuşmaya çalışacağım” derken kendisini dinleyen, partisinin bu Kürtçe bilmeyen ‘şahin kanadını’ düşünmüş, rencide olmamaları için mütevazı davranmışmış olabilir mi? Ya da “Tane tane konuşmaya çalışacağım siz de anlayacaksınız” demek istemiştir belki de.
Yoksa “İzin verirler mi, engelleyen çıkar mı bilmiyorum ama ben yine konuşmama Kürtçe devam edeceğim” mi demek istedi acaba?
O an heyecanlanmış, Meclis’te Kürtçe konuşmanın çekingenliğiyle “Kürtçeyi konuşulmaya çalışılan bir dil olarak” nitelendirmiş, böylece ortamı da yumuşatmaya çalışmış olabilir.
Doğru cevap ise her zaman olduğu gibi yine ilk akla gelen galiba.
Aslında bu cümlede açık bir anlatım bozukluğu var. Sebebi de çok anlaşılır bir şey. Çünkü Türkçe, Ahmet Türk’ün ikinci dili. Bu yüzden de cümleyi yanlış kurdu. Kendini tam olarak Türkçe de ifade edemedi.
Ama tam bu yanlış kurulmuş Türkçe cümlenin ardından Ahmet Türk kendini en iyi ifade ettiği anadilinde cümleler kurmaya başlamıştı ki;
Tam Türkçe konuşurken eğilip bükülen, sesleri tam ve yerinde çıkaramayan, vurguları, dil nağmelerini tam olarak veremeyen o adam gidip yerine özgüvenli bir ses tonuyla sanki bir şiire başlıyormuş rahatlığında konuşmaya başlayan başka bir adam gelmişti ki;
Tam herkes kendi anadilinde konuşup ilk kez birbirimizi anlatım bozukluğu olmadan anlayacaktık ki;
Yayın kesildi.
Araya sıkıcı bir TRT Türkçesiyle, kanun maddesi okuyan sarışın bir kadın spiker çıktı.
O an, o TRT spikerinin konuştuğu Türkçeden hiçbir şey anlamadım.
Tıpkı Ahmet Türk’ün Kürtçe konuşmasından hiçbir şey anlamayan DTP’nin ‘şahinleri’ gibi.
O an, Kürtçe konuşan Ahmet Türk’ün söyledikleri, Türkçe konuşan o TRT spikerinin söylediklerinden daha anlaşılır geldi bana.
O an, Ahmet Türk ile benim aramda ortak başka bir dil olduğu ortaya çıktı.
DTP’nin ‘şahin’ milletvekillerinin anlamadığı, TRT spikerinin bilmediği yeni bir dil.
Bizi bir tek Ahmet Türk konuşurken ekranın sağ alt köşesinde konuşmayı sağır ve dilsiz diline çeviren o kadın anladı.
“Anadil” derken elini kalbine götüren o kadın ve onun dilini konuşan ve anlayanlar.
O yüzden de yayın kesilince, işaret dilini konuşan o kadın da ekrandan kayboldu.
Tıpkı benim gibi, tıpkı Ahmet Türk gibi sağır ve dilsizler de o gün ne olup bittiğini hiç anlamadılar.
Kavga için bahane arayan gözler, şiddet çağrılarına kabaran kulaklar, her an skandal sözler dökülecek diller ülkesinde barış çoğu kez görmeyerek, duymayarak ve konuşmayarak gelecek. Sessizliğin dilini hepimiz öğrenmeliyiz...
|