Yukarıdaki başlığın “Artık imamlar da Spinoza okuyabilecek”, “Yaşasın imam hatiplerden yine Ahmet Hakanlar, Sevim Gözaylar, ÖDP genel başkanları çıkabilecek” versiyonlarını da yazmayı düşündüm.
Ama Eğitim-Sen Genel Başkanı’nı Erdoğan Aktaş’ın
Habertürk’teki programında kıvranırken görünce vazgeçip, gördüğünüz başlıkta karar kıldım.
Evet, devrimci, solcu, ilerici Eğitim-Sen’in genel başkanı katsayı eşitsizliğinin giderilmesi karşısında ne diyeceğini ne tarafta duracağını şaşırmış, “kıvranıyordu”.
“Evet, ama sistem, siyasi karar” deyip durdu.
Peki, bu katsayı eşitsizliğinin en büyük mağduru kimlerdi? Hadi unutalım imam hatiplileri bir dakikalığına.
Geriye kimler kalıyor? Meslek liseliler. Peki, meslek lisesine çocuklarını kim gönderiyor?
Çocuğunu üniversiteye gönderecek parası olmayanlar, “çocuğum hemen bir iş sahibi olup çalışmaya başlasın” diyenler. Çocuğuna bir üniversite hayatı keyfi yaşatacak durumu olmayanlar.
Yani yoksullar, alt ve orta sınıflar, proletarya. Siz hiç çocuğunu tornacı, mobilyacı, bilgisayar programcısı yapmaya çalışan ve bunun için meslek lisesine gönderen varlıklı bir aile gördünüz mü?
Ama bu ülkenin en örgütlü solcu sendikalarından biri bile olsanız imam hatip korkusu, şeriat paranoyası söz konusu olduğunda gözünüz ne eşitsizliği görür ne de yoksulları.
Peki, kimin yanında saf tutmuş olursunuz?
Bu katsayı uygulaması ne zaman çıktı. 1998’de. Hangi motivasyonla? 28 Şubat post modern darbesiyle.
Peki, nasıl uygulandı? Hunharca.
Şöyle anlatayım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.