Ey sivil Türkler ve Kürtler. Dün kafamıza dayanmış silahın kabzasını hissettiniz mi yine?
Çok merak etmiştim nedir bu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti seçimleri üstüne kopan fırtına diye.
Yüzyıllardır bu kurumların başında oturanların hırsı nedir hâlâ.
Demek ki bugünler içinmiş. Bir genelkurmay başkanı bazı gazeteler için “mütareke basından daha adi ve hain” dediği gün susmak içinmiş bu hırs.
Hem de Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde.
Hâlbuki aynı cemiyet, Başbakan Erdoğan medya patronlarına, köşe yazarlarına mukayyet olun dediği gün saatler sonra bu sansür çağrısını kınamıştı. Gazeteler ertesi gün haklı olarak Başbakan’ı tefe koymuştu. Köşe yazarları günlerce yazmıştı. Tek bir açıklama sivil diktaya gittiğimizin delili olmuştu.
Ama Başbuğ, “gazetelere hain ve mütareke basını” dediğinde birkaç ses haricinde suspus oldu her yer. Tarife ne gerek var. Söz sanatlarına, kelime oyunlarına ne gerek var. Bu cümleyi devrik yazsam ne olur? O kadar ilkel ki bu gerçeğimiz.
Silah farkı bu. 2010 yılındayız ama silahı olan hâlâ güçlü ve haklı.
En kötüsü de bunu sadece korkudan yapmadıklarını bilmek. Aynen böyle düşünüyorlar. Genelkurmay Başkanı’na hak veriyorlar. Basın Konseyi adlı bir kurumun başında olması tek başına bir parodi olan Oktay Ekşi’ye göre gazetecilere “hain, mütareke basını” demek Başbuğ’un düşünce özgürlüğünü kullanması.
Bir gün bu mütareke basınından birilerini Ali Kemal gibi linç ederlerse o da toplumsal tepki olur herhalde.
Yazının devamını okumak için tıklayın.