
“Siyasetle yakından ilgiliyim. Ak Partisi, CHPC-E, MHKP-C hepsini biliyorum. Terör örgütü KKTC’den nefret ediyorum. Ülkemizi bölmek isteyenler defolup gidebilirler mi lütfen?... Teşekkürleeeer...”
Bu satırlar her gün mail kutularımıza düşen komplocu laik Kemalist forward mail zincirlerinden birinden alınmadı. Uykusuz’da çıkan bir Yiğit Özgür karikatüründen.
Hemen hemen büyük gazetelerin tirajına ulaşan Sözcü gazetesi okuyan, Ergun Poyraz gibi ırkçı bir ismin, Banu Avar gibi Zaytung sitesinden komplosunu çıkaran araştırmacı yazarların bestseller olduğu, evlerine kuvvacı Atatürklü Türk bayrağı asan, Kürtlerden ve başörtülülerden nefret edenlerin naif siyasi ruh halini bugüne kadar o karikatürden daha iyi anlatabilen çıkmadı.
Tabii DTP’lilerin taşlandığı İzmir’de elinde taş ve Gucci marka kemeriyle fotoğraflanan o ‘taş kız’ı saymazsak.
12 Eylül 2010 referandumunda sandıktan sadece “Evet” değil, ülkenin kıyı şeritlerindeki illerin oluşturduğu yeni bir siyasi coğrafya da çıktı. 2007 seçimleri, ardından 2009’da yerel seçimlerle beliren bu sahil siyasetini anlamak için önceki gün Taraf’ın yazı işleri toplantısında Yasemin Çongar yeni bir kavram ortaya attı: Tuzlu Su Muhafazakârları.
Denizi gören liberalleşir ama...
Bugüne kadar dinle, gelenekle, bozkırla, toprakla özdeşleştirilen muhafazakârlık son referandumda sahil kentlerine demirledi ve oralarda yaşayan laik yaşam tarzı sahiplerinin ideolojisi oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.