Apartman yönetimi toplantılarında bile birlik ve beraberlik mesajı verilen bir ülkedir burası.
Muhalefetin fazlasından hoşlanmayız. Hayatımıza kastedilmedikçe nümayiş için sokağa çıkmayız.
Rekabet bizi gerer. Hizipçilik büyük bir küfürdür. Sınıf başkanlığı seçimine bile tek listeyle girilir, girilmezse kavga çıkar.
En köşe başında kurulmuş derneğin Genel Kurulu’nda küfürleşmeler, sandalyeler havada uçuşur. Ülkenin binde birlerindeki radikal solda binlerce parti olmasının nedeni de budur.
Demokrasiyi severiz ama biraz yanlış anlarız. Türkiye’de hâlâ en büyük siyasi ütopya bir gün en akıllı ve yetenekli kişilerden oluşan bir Milli Mutabakat Hükümeti kurulup memleketin kadim meselelerinin çözülmesidir.
Eşi başörtülü birini Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği için eşi başörtülü olan Başbakan uzlaşmazlıkla suçlanır. Bir iktidar partisine yöneltilen en ciddi suçlama kendisine oy verenlerin taleplerine boyun eğmesidir.
Standart bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kafasındaki kaynaşmış toplum ideali ancak memleket bir Teletabiler diyarına dönerse tatmin edilebilir.
İşte hükümetin Kürt açılımı önündeki en büyük engel de Türkiye’deki bu birlik ve beraberlik fetişizmidir.
Çünkü görünen o ki sorun çözüldükten sonra şimdiki gibi bu kadar dip dibe, diz dize olmayacağız. İçe battığı için fena acıtan etle tırnak birbirinden ayrılacak. Farklılıklarımız ortaya çıkacak. Farklılıklarımızla birlikte yaşamayı deneyeceğiz.
Kürtler uzakta, sınırlarımız dışında, yabancı bir halk değil ki onlarla ortak noktalarımızın altını çizelim, birbirimize ne kadar benzediğimizi ispatlamaya çalışalım.
Kürtler Türklerden biraz uzaklaşıp Kürt olarak ama birlikte yaşamak istiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.