Fransız Devrimi’nin eli kulağındadır. Henüz devrimin ulaşmadığı şatosundaki büyük masaya akşam yemeği için oturan aristokrat aile, şen şakrak uşakların servisini izlemektedir. O an uzaklardan gelen seslerle irkilirler. Devrimin top sesleridir duyulan. Birden herkes susar, suratlar düşer. “Pencereyi kapatın” diye hiddetlenir evin sahibi. Uşaklardan biri koşarak gidip pencereyi kapatır. Tam perdeyi çekip sofraya doğru dönerken yüzünde bir gülümseme belirir. Artık saklanmaya ihtiyaç duyulmayan cüretkâr ve tehditkâr bir gülümseme...
Tıpkı ardında bıraktığı videolarda Gizem’in yüzünde beliren o vakur gülümseme gibi...
Çocukların ağlaşmalarını kıs kıs izleyip, matraklık olsun diye YouTube’a yükleyen canı sıkılmış bir öğretmen vesilesiyle karşımıza çıktı Gizem. Dünyanın adaletsizliğiyle hısım akraba olmuş herkese, ama özellikle de Fırat’ın kenarında bir kurt bir koyuna saldırsa bunun hesabını vermeyi göze alarak o makamlara talip olmuşlara mesajını vererek de geldiği göğe döndü gitti geçen hafta.
Ablasıyla girdikleri banyoda şofbenden zehirlendiler. Memleket ortalamasındaki bu klişe ölüm nedeni için “Bu kez ağlattı” gibi klişe başlıklar uygun bulundu.
Aslında “o kez” de bizi güldürmemişti ki.
O videoda altı delik botuyla, inşaatın beşinci katından düşen babasının kesilen parmaklarıyla, minik yaramazlıklar yapan arkadaşlarını susturmaya çalışırken aslında hepimize, annesiyle “güzelce” sildikleri merdivenin parasını vermeyen bir numaradan, “kalıbına tükürdüğü” kudretli devlet büyüklerine kadar herkese bağırıyordu: İnsanlığa sığar mı bu?
Sözünü esirgemeden hesap soran bu küçük kız hepimize daha fazlasını söylemişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.