Türkiye’nin en vicdanlı seslerinden biri olan Bülent Arınç “Resmî bayramlar, resmî törenler ve milli maçların dışında özel toplantılar ya da lig maçları öncesi saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasına gerek olmadığını” söylemeye cesaret eden de ilk kişi oldu.
Birinin bu çılgınlığa bir dur demesinin zamanı gelmişti artık. Bırakın Süper Lig karşılaşmalarını, amatör liglerde bile maçlar artık İstiklal Marşı söylenerek başlıyor. Geçenlerde bir şirketin bayi toplantısına katılan bir arkadaşım o toplantının bile İstiklal Marşı ve saygı duruşu ile açıldığını anlattı.
Peki, bu çılgınlık ne zaman başladı ve bunu kim başlattı? Ve daha da önemlisi muhtemel “Bayrak, İstiklal Marşı bir yerine mi batıyor” tacizlerine aldırmadan kim buna dur diyecek? Mesela Türk solunun büyük ümidi “Çarşı, maçlardan önce İstiklal Marşı söylenmesi âdetine de karşı” olabilecek mi?
Aslında bundan iki yıl önce “MGK’nın karakutusu” lakaplı, eski MGK Müşaviri Mustafa Ağaoğlu bir röportajında (
Zaman, 07.02.2006)
lig maçlarından önce İstiklal Marşı okunması âdetinin nereden çıktığını ağzından kaçırmış
“
Psikolojik harekât çalışmasıdır. Bölücülüğe karşı uygulanmıştır” demişti.
Arınç da aynı konuşmasında kendi sözleriyle “Bu saygı duruşu, İstiklal Marşı, beş plaket verilmesi, arzederimler”in 12 Eylüllerden bize miras kaldığını söylemiş.
Devletin tören ve kutlama âdetlerinin tarihi ve gelişimi üzerinde okurken benim için her şeyi açık hale getiren ise müzik öğretmeni bir arkadaşımdan gelen “Millî
Eğitim Bakanlığı Bayrak Törenleri Yönergesi” oldu.
O yönerge sayesinde haberdar olduğum hemen hepsi 12 Eylül’den kalma “
Mahalli Kurtuluş Günleri Yönetmeliği”, “
Resmî Bayramlar ve Anma Günlerinde Anıtlara Konulacak Çelenklerin Hazırlanma, Taşınma ve Sunulması Hakkında Yönetmelik”lerini
okuduğunuzda yaşadığımız rejimin ne olduğu hakkında sağlam bir kanaate sahip oluyorsunuz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.