6 temmuzdaki görüşmesinde “Devletle barış konseyi üzerinde anlaştık. Devrimci halk savaşını durdurdum” diyen Öcalan, dün açıklanan görüşme notlarında “Ben söylemiyorum, PKK söylüyor; Devrimci halk savaşını geliştirme güçlerinin, hazırlıklarının olduğunu söylüyor” dedi.
Şu sözleri ise hem örgütte olan bitene müdahil olamamakla ilgili bir çaresizlik hem de bir
S.O.S. çağrısı olarak okunabilir:
“Pratik araçlar elime verilmezse ben nasıl rolümü oynarım? Elimde Alaattin’in sihirli lambası ya da sihirli değnek yok ki! Tekrar söylüyorum rolümü oynamam için koşulların sağlanması gerekir. Ben sağımı solumu yoklayacağım, ne var ne yok bileceğim, bu konuda örgütleme yapmam gerekir. Demokratik çözüm araçlarının elime verilmesi lazım.”
Çok üzgünüm ama dün itibarıyla Orhan Miroğlu’nun uyardığı kıyamet senaryosunda bir alamet daha belirdi. Kıyametin adı: Devrimci Halk Savaşı.
Keşke bu sadece 2011 yılında Mao’nun kitapları Türkiye’de Çin’den bile daha popüler olacak demek olsaydı. Eğer elinde Alaaddin’in sihirli lambası olan biri bir şey yapmazsa neler olacağını önce Orhan Miroğlu’nun yazısından okuyalım:
“PKK, Kürtlerin önüne yeni bir hedef koyuyor ve savaş yoluyla bölgedeki Kürtleri kazanabileceğini, sorunu uluslararası bir sorun haline getirebileceğini ve batıda yaşayan Kürtlerin de baskılara dayanamayıp ‘Kürdistan’a’ geri dönmeye başlayacaklarını düşünüyor.”
Biraz da Selahattin Erdem rumuzuyla yazan PKK’nın solcu liderlerinden Duran Kalkan’ın haziran başında yazdığı yazıya bakalım:
“Şu anki durumu hamle yapmak için fazlasıyla yeterlidir. Devrimci Halk Savaşı için mücadele ortamı da elverişlidir. Kırı da elverişlidir. Gerillanın önemli bir tecrübesi, mevzilenmesi ve hazırlık düzeyi var. Şehirleri de elverişlidir. Belki şehir savaş tecrübesi az, askeri örgütlenmesi zayıf ama savaşacak, destek bulacak bir şehirleşme düzeyi, nüfus yoğunluğu var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.