Turgut Özal’a o sözüyle ilgili hâlâ haksızlık yapıldığını düşünürüm:
“Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz.”
Bu söz yüzünden Özal yıllarca keyfîlik, hukuksuzluk ile suçlanıp durdu.
Gök kubbemiz altında edilmiş en anarşist lafı, katı bir yasacılık üzerinden eleştirmek muhalefet etmek sanıldı.
Halbuki Özal’ın bir kere delinse ne olur dediği de berbat 12 Eylül Anayasası’ydı.
Keşke Özal’ı dinleseydik.
Varlık nedeni siyaseti, düşünmeyi, hayatı zorlaştırmak olan o “Amayasa” delik deşik edilseydi de yerine yenisini yapmak zorunda kalsaydık.
Bu yalancıktan demokrasinin, kurnaz hukuk devletinin hakkından ancak böyle bir anarşist, pragmatik, kurnaz bir siyaset gelebilirdi.
Bütün bunları şunun için yazdım.
Acı, gözyaşı, öfke toz dumanı içinde unutuldu ama her şeyi iyice altüst edebilecek bir dava var Anayasa Mahkemesi’nin önünde.
Mahkeme yakın bir zamanda DTP’nin kapatılıp kapatılmayacağına karar verecek.
Savunmaların bittiği davada, bayramdan önce, Meclis açılışı sonrası için bir oturum tarihi verilmişti.
Herhalde siyasi basireti hukuki basiretinin önünde olan mahkeme bu kararın açıklanması için mevcut konjonktürü uygun bulmuyor. Şimdilik bir tarih yok önümüzde.
Mahkeme siyaseten en doğru olanı yapıyor.
Ama karar alırken de bu siyasi basireti sürdürmeli. Karar da siyasi olmalı.
Neden mi?
Çok basit. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın DTP kapatma davası dosyasını inceleyenler bunun AKP dosyası gibi “iyi bir Google taraması” olmadığını net bir biçimde görebilirler.
Herkesin bildiğini savcı açık etmiş. DTP ve PKK arasındaki ilişki, açılmış davalar, konuşmalar delil gösterilerek deşifre edilmiş.
Artık DTP’nin bazı şahin yöneticilerinin pek saklama gereği duymadığı bu ilişki parti kapatmalara “ancak şiddeti savunursa” vize veren Venedik Kriterleri ile de kurtarılamayabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.