
Gerçeği gerçekten merak eden kaldı mı bu ülkede? Gerçek, anlaşılmak istenen değil, işgal edilmek istenen siyasi bir meta artık. Bizi üzecek, bozacak, hayalkırıklığına uğratacak hiçbir gerçeğe tahammülümüz yok. Bunun Balyoz davasından Pınar Selek davasına kadar onlarca örneği var.
Son örnek Ergenekon davasında tutuklu Teğmen Mehmet Ali Çelebi haberleri. (T 24’te Doğan Akın’ın yine anlamayı esas alan analizi dışında.)
Savcıların 2. İddianame’nin 500 sayfasını ayırdığı belki de Ergenekon İddianamesi’nin en sağlam dosyasıyla karşı karşıyayız. Polisin bir Hizbultahrirci sanığın telefonundaki numaraları, –diyelim kumpas için-, Teğmen Çelebi’nin telefonuna kopyalaması bile delilden sayılmamış dosyada. Zaten Teğmen Çelebi’nin Hizbultahrircilerin arasına sızdığını bizzat onun ifadelerinden, bir örgüt üyesiyle olan onlarca telefon görüşmesinden biliyoruz.
Peki, dönemini birincilikle bitirmiş, sıkı Kemalist bir teğmen neden Hizbultahrir gibi bir örgütle ilişki kurar?
Bu çetrefil ilişki ağını çözmeye iddianamede yer alan iki Ergenekon sanığı arasındaki telefon kaydı ile başlayalım.
Kemal Aydın: “Benim Özel Kuvvetlerim, Hizbuttahrir’in belgelerini falanı filanı topladı valla... Taksici şoförle konuşurken Hizbuttahrirci olduğunu anladı, telefonunu aldı ondan o bizim çiroz... Ondan sonra o Noyan’la birlikte cumartesi, pazar kayda aldılar resimlerini çektiler adamın.”
Durmuş Ali Özoğlu: “Mehmet Ali mi becerdi bu işi?”
Aydın: “He Mehmet Ali, abi ben sana söyliyim o çocuk valla geleceğin genelkurmayı.”
Genç teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu’na “Benim Özel Kuvvetlerim” diyen Kemal Aydın hiçbir askerî görevi olmamış emekli bir Kızılay Başmüfettişi. Ankara’da Ziraat Bankası’nda memur olan kız kardeşi Neriman Aydın ile birlikte yaşıyor.
Telefonun ucundaki Durmuş Ali Özoğlu’nu Kıbrıs Alay Komutanı’nın karşısında esas duruşa geçtiği fotoğraftan tanıyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.