Ayılanlar bayılanlar, kalbi sıkışanlar, çarpıntısı tutanlar, sıkıntıdan kurdeşen dökenler. Kolonya istiyormuş gibi uzlaşma isteyenler. “Ay sen Gül gibi adammışsın, kapına düştük, kıymetini bilemedik, biz ettik sen etme” diye nedamet getirenler.
Gece yarısı Meclis’ten gelen acı haberle herkes bir taraflara savruldu yine.
Kravatlar çözüldü, yelpazeler çıkarıldı. “Birisi buz getirsin, limon yetiştirin, cam açın” diye bağrışlar duyuldu.
Bahar çarpar, sıcak hava bunaltır diye bilinirdi. Bu kez fazla sivilleşme çarptı, acele demokratikleşme pişik yaptı. Askerlerin bu kadar üzerine gelinmesini hassas bünyeler kaldıramadı. Soldan soldan geldiler.
Hâlbuki daha darbeden sadece bir albay tutuklanıp bırakılmıştı, daha askerî vesayeti ortadan kaldırmak için sadece bir tanecik yasa çıkarılmıştı, daha karpuz kesecektik ki bu kadarcık sivilleşmekten bile sıkılanlar, “yok bu kavgada ben yokum” diye tatile çıkanlar, “ay bize göre değilmiş bu demokrasi” diye yoldan dönenler oldu.
Ömrü hayatını askerlerin höt zötlerini çekmekle geçirmiş bir toplumun içinden iki tane sivil çıkıp, kırk yılın başı bir fare tuttu, iki tane nanik yaptı, şöyle utangaç utangaç bir gerdan kırdı diye ne kibri kaldı ne faşizmi ne rövanşizmi.
“Daha hızlı daha hızlı” zevk çığlıklarından en istekli AB taraftarı zannedilen TÜSİAD’ın bile bu sivilleşme hızı kalbini sıkıştırdı, başını ağrıttı, “Bu gece AB reformu istemiyorum” deyip AB’ye sırt çevirtti, Kopenhag Kriterleri ile Ankara Kriterleri arasında uzlaşma istetti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.