68 ruhu. Burada. Che beresi. Burada. Deniz Gezmiş. Burada.
“Solculuk” adına geriye ne kaldı ki...
Altı oktan halkçılığı azıcık öne fırlatıp, Che beresini, geçen kongre kasket denenen Kemal Bey’in başına yerleştirdikten sonra, bir de salondan en çok alkışı alan Sabih Kanadoğlu ve Tansel Çölaşan’ın oturduğu tribünü sarı baretli madencilerle kamufle ettik mi tamamdır.
Gözünüz aydın. Bir solunuz oldu. CHP içinden sezaryenle, hatta çeke çeke bir sol çıkarmayı başardınız. Gerisi bu çocuğu en çok isteyen medyaya düşüyor.
Seks kaseti üzerinde konuştuğu kadar sol üzerine konuşmamış, blok liste pazarlıklarını tartıştığı kadar değişimi tartışmamış bir partiye erken doğum yaptırıp çıkardığınız bu anahtarlık sevimliliğindeki sol size emanet...
Kurultaydaki çalışkan radikal sosyalist yazarın yaptığı gibi otobüsten yeni inmiş delegelere “Çokkültürlü, darbelere ve militarizme uzak bir CHP mi geliyor” söyle bakıyım amcalara diye sorup, ondan devrimci kararlığında bir “Aynen” cevabı alarak; Kurultaydaki altı okun artık sağı değil solu gösterdiğini ispatlayarak;
Bir üniversite dolusu beyaz Türk profesör, bir TÜSİAD dolusu işadamı ve parası endişelerini gidermeye yetmemiş işkadınının parti yönetimine girmesini “ayakların baş olması” olarak göstererek; Türkiye’nin ilk weekend genel yönetmeni gibi Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından Martin Luther King konuşması tınıları duyarak;
CHP’den bir Dostoyevski’nin Yeraltı’ndan Notlar keyfi alıp, beceriksizliklerinde bile samimiyet ve mavi boncuk bularak; Çoraplı masa üstü CHP şakşakçılığının tescilli olduğunu unutup, “AKP şakşakçılarını telaşlandıran CHP kurultayında yanan ışıklar” görerek;
CHP’yi, “Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlık ortamda, “Minerva’nın Baykuşu” ilan ederek; Aynı anda hem
Sözcü’yü, hem de
Birgün’ü heyecanlandıran bir değişimin muhakkak sol olduğunu unutmayarak;
Şükrü Elekdağ ile Faruk Loğoğlu arasındaki büyük “ufuk farkını” atlamayarak; Gerekirse taşı sıkıp suyunu çıkararak, elinize doğan bu çocuğun rızkını da tedarik edeceksiniz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.