İlker Başbuğ’un ani konuşma haberini alınca ve daha önce söylediği “Belge sahte çıkarsa ne yapacağımızı bütün Türkiye görecek” sözlerini de hatırlayınca aslında dün biz Kadıköy’de cephe kazmış, yollara mayın döşemiş, çatılara ani SAT baskınları için adam yerleştirmiş, vaziyet almış, bekliyorduk.
Ben zannediyordum ki Başbuğ basın toplantısında “O kâğıt parçasını” dişleriyle parçalayacak Genelkurmay Karargâhı’nda odaları olduğunu düşündüğüm Ankara Gazetecileri’ni ve her biri bin tank hükmündeki canlı yayın arabalarını alıp Kadıköy’ü fitne fesattan temizlemek üzere İstanbul’un üstüne yürüyecekti.
Hâlbuki simetrik değil asimetrik bir savaş varmış aramızda. Boşuna kazmışız o kadar tüneli, istihkâm duvarlarımız işe yaramazmış. Boşuna Sıffın Savaşı, Kartacalı Hannibal taktikleri üzerine çalışmışız. Ajans antenlerinden bozma süngülere takılmış cephaneliğimizdeki yeni askerî belgelerle Skorsky helikopterleri durdurma stratejimiz de, yazıişleri masasına yerleştirdiğimiz mavi TSK ve yeşil
Taraf güçleri maketleriyle saatlerce oynadığımız hilal taktiği de hükümsüzmüş.
“Hani Paşam bütün Türkiye’ye gösterecektiniz” diyen tatminsizleri dinlemedi Paşa. “Fitne fesat” dedi, “TSK’yı yıpratmak isteyen örgütlü çevrelerden” bahsetti. Dost unsurlardan, mavi kuvvetlerden soruları aldı. Sorularda psikolojik savaş amacı hissettiğinde cevap verme tuzağına düşmedi. Namlusu Kadıköy’e doğrultulmuş ağır topçu ateşinin kırmızı tuşu elinin altındaydı ama centilmenlik yapıp asimetrik psikolojik savaş kurallarının içinde kalmaya özen gösterdi.
O halde Cenevre Savaş Konvansiyonu’nu imzalamış bir gazete olarak bize de yakışan, savaşın bu adı konulmamış kurallarına uymaktır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.