Kürsüde konuşan kişi 1999’da ilk barış grubuyla Türkiye’ye gelen ve beş yıl hapis cezası alan eski bir gerilla. Türkiye’ye nasıl geldiklerini, barış için bundan sonra neler yapılması gerektiğini büyük bir açıklıkla anlatıyor.
Can kulağıyla onu dinleyen salonun en önünde ise devletin ildeki en yüksek temsilcisi olan vali oturuyor.
Bu manzarayı görenlerin bundan sadece birkaç kilometre ötede askerler ile PKK’lıların elleri tetikte beklediğine inanması çok zor. Karşımızda artık uzatmaları oynanan bir savaş olduğunu anlatan bu an geçen cumartesi günü Diyarbakır’da yaşandı.
Uzun yıllar DYP’nin il başkanlığını yaptıktan ve herkesin üzerinde anlaştığı ender isimlerden biri olduktan sonra Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası başkanlık koltuğuna oturan Galip Ensarioğlu’nun ev sahipliğinde cumartesi günü gün boyu demokratik açılımda gelinen son durum tartışıldı.
10 yıl gecikmiş bir karşılaşma
Toplantının ilk oturumunda kürsüde konuşan eski gerillanın adı Yüksel Genç’ti. Şimdi Günlük gazetesinde yöneticilik yapan Genç, 10 yıl önce barış için diyalog diyerek Türkiye’ye gelip nasıl teslim olduklarını anlatırken salondan çıt çıkmadı:
Sekiz kişiydik. Tepeden baktık. Karşımızda yüzlerce asker mevzi almıştı. Yavaş yavaş aşağı inmeye başladık. O sırada bir ses askerlere silahlarını bırakmaları için seslendi. Bir binbaşı bize yaklaşarak “Hoş geldiniz arkadaşlar” dedi. “Bakın ben de silahsızım. Sizin üstünüzde başka bir silah var mı” diye sordu. “Yok” dedik. Bize inandı ve arama bile yapmadı. Sonra generalin yanına gittik. O da çok pozitifti, “Biz de dağdaki gençler de bizdeki gençler ölmesin istiyoruz. İnşallah bu başarılır” dedi.
Sonrası malum. Generalin söylediği şey başarılamadı. Yüksel Genç ve arkadaşları tutuklandı. Beş yıl hapis yattıktan sonra gazetecilik yapmaya başlayan Genç, ancak 10 yıl sonra Diyarbakır’da hem de Vali Hüseyin Avni Mutlu’nun karşısında barış için diyalogun öneminden bahsetme şansına sahip olabildi. O kayıp 10 yıl içinde bu savaşta pek çok insan daha öldükten sonra...
Konuşması sırasında Yüksel Genç’i dikkatle dinleyen Vali Mutlu, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti lokalindeki akşam yemeği sırasında da bir jest yaptı ve Genç’i oturduğu masaya davet etti. Uzun uzun diyalogdan, barıştan bahsettiler ve iyi dileklerle ayrıldılar.
Post açılım Diyarbakır’ı
Böyle sürprizlere açık ‘Post açılım Diyarbakır’ında normalleşen hayatın üzerine titreniyor. Galip Ensarioğlu’nun açılış konuşmasında hatırlattığı Ahmet Arif şiirindeki “İlktir dost elinin hançersizliği”nin kıymetinin herkes farkında. Salonda karşılıklı sağduyu çağrıları yapılıyor.
Bu coğrafyanın en vicdanlı seslerinden biri olan Bejan Matur Türklerin hassasiyetlerinden bahsediyor. Günün en etkileyici konuşmalarından birini yapan Ayhan Aktar, ağabeyi ile olan ilişkilerini anlatarak o hassasiyetleri ete kemiğe büründürüyor. Orhan Miroğlu o hassasiyetin ne kadar hastalıklı bir hal aldığını Taraf yüzünden boşanmanın eşiğine gelmiş bir çift örneğiyle anlatırken, Osman Baydemir yerinden “O zaman eve almamak lazım bu gazeteyi” diye espri yapıyor. Miroğlu “Burada alırsan değil almazsan boşanmanın eşiğine gelirsin” diye cevap veriyor. Haklı. Burası berberlerinde Posta kadar Taraf okunan bir yer.
Trafik polisine itiraz devri
Aynı oturumda Mümtaz’er Türköne’nin söylediği gibi Kürt açılımında devlet toplumun ilerisine geçmiş durumda. Sadece her şeyin apaçık konuşulduğu demokratik açılım toplantısındaki oturumları dikkatle izleyen Rizeli Vali Mutlu’dan değil, Diyarbakır’a atanan genç kaymakamlar, vali yardımcılarından herkes övgüyle bahsediyor. Bu değişimi en sarih biçimde “Artık trafik polislerine itiraz edebiliyoruz” diyen bir taksi şoförü açıklıyor.
Ortada gizli bir masa var
Uzatmaların oynandığı savaşın ardından sanki tüm taraflar adı konulmamış bir masada oturup barışı müzakere ediyor. Batı’daki tepkiler ve Kürtlerden çıkan “hep biz mi fedakârlık yapacağız” seslerini de kapsayan bir müzakere sürüyor.
Diyarbakır’da bir pop star gibi muamele gören Belediye Başkanı Osman Baydemir’in toplantının açılışında söylediği “Sizce herhangi bir sorun direk ya da dolaylı muhatapsız çözülebilir mi” sorusunun verilmesi Türkler için zor olan cevabı belki de adı konulmamış bu çok sesli müzakere sürecinde gizli. Kandil konuşuyor, İmralı konuşuyor, Erdoğan konuşuyor, Baykal konuşuyor. Ve herkes aksini söylese de aslında tüm taraflar birbirini dinleyerek, birbirinin üstüne konuşmayı sürdürüyor.
Baydemir ile Diyarbakır Valisi arasında gözün görebileceği bir samimiyette gerçekleşen diyalog da bu büyük konuşmanın bir parçası. Yan yana oturup toplantıda konuşulanları aralarında kulaktan kulağa müzakere eden şehrin iki ileri geleni, sohbetlerine yemekte de devam ediyor. Hatta Vali Baydemir’i arabasına davet ediyor, yemeğe birlikte gidiyorlar.
Bundan sadece bir yıl önce havaalanının VİP salonundan geçiş yapması, arabasını oraya park etmesi bile ufak çaplı bir skandala dönüşebilen bir Belediye Başkanı’ndan bahsediyoruz.
27 Kasım’da hassasiyet yarışı
Bu doğrudan diyalogun bir parçası olarak Vali Mutlu, öğle yemeğinde birlikte oturduğu Baydemir’den PKK’nın Kuruluş yıldönümünü, kurulduğu Lice ve Fis’te kutlamak isteyen DTP’nin başvurusu konusunda hassasiyet göstermesini istiyor. Valinin derdi bu kutlamaların sürece zarar vermemesi. 28 Kasım’da yapılması planlanan kutlamalar DTP Diyarbakır İl Başkanı Fırat Anlı’nın söylediğine göre Lice Belediyesi tarafından her yıl yapılıyor. Fis Köyü’ne de her yıl gidilip ağaç dikiliyor. Anlı, Vali ile istişare içinde olduklarını, bu süreçte bir gerilim olmaması için çaba sarf ettiklerini söylüyor. Ama o da “buranın hassasiyetlerinin de Batı’dan yeterince görünmemesinden” şikâyetçi.
Herkesin dilinde olan bu hassasiyet mevzuuna girdiğim günün son konuşmasında annem ile Habur sonrası görüntüler yüzünden bozulan ilişkimizde yardım istediğim salondan epey destek geliyor. Kimi annemi ve beni Van’a, kimi savaşın en çok vurduğu Şemdinli’ye davet ediyor. “Siz bu coğrafyada daha eskisiniz. Biz Türklerin elinden tutun” çağrısı Diyarbakır’da hassasiyet yaratıyor. Silahların sustuğu bölgede hassasiyetler arasında devam eden savaşta henüz bir kazanan ve kaybeden yok. Hassasiyet bekleyenler hassasiyet göstermeyi de unutmazsa bu savaşın da berabere bitmemesi için bir neden yok.
|