Kürt meselesi tarihinde ilk kez çözüme bu kadar yakınken yolumuzu karşılıklı savaş propagandalarıyla şaşırmamak için iki şeyi çok iyi anlamak zorundayız.
» Birincisi; unutmayalım ve kendimizi kandırmayalım ki hâlâ iki devletimiz var.
Habur Kapısı’nda üniformalarıyla içeri giren PKK’lıları yargılayıp bir gecede serbest bırakan bir devletimiz, birkaç ay sonra o üniformalarını çıkarıp siyaset yapmaya başlayan aynı PKK’lılar için tutuklama kararı çıkaran bir başka devletimiz var.
Sivil itaatsizlik için kurulan ‘Demokratik Barış Çadırları’nın kurulmasına ses çıkarmayan ve bir aya yakın o çadırlara hiç dokunmayan bir devletimiz, bir sabaha karşı o çadırların hepsine müdahale edip, yakan bir başka devletimiz var.
Son dakika BDP’nin desteklediği bağımsız adaylara yasak koyan bir devletimiz, bir günde BDP’lilerin bile ümidini kestiği Sebahat Tuncel’in onaylanmış bir yıl altı aylık hapis cezasını tek kalemde altı aya düşürerek ona Meclis yolunu açan bir başka devletimiz var.
Bir tane İmralı’da PKK’nın kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’la masaya oturduğunu saklamayan bir devletimiz var, bir tane de onun yetiştirdiği dağlarda dolaşan genç PKK’lıları bulup öldüren bir başka devletimiz var.
» İkinci unutmamız gereken şey: Artık iki de PKK’mız olduğudur.
Yakın tarihi Cengiz Kapmaz’ın Öcalan’ın İmralı Günleri kitabından okunabilecek bu iki PKK arasındaki görüş farklılığı her gün daha da açılıyor ve su yüzüne vuruyor.
Bir tarafta Ada’da devletle 10 günde bir görüşüp, her hafta avukatlarına “Görüşmeler çok iyi gidiyor, müzakere aşamasına geçtik” mesajı veren Abdullah Öcalan’ın lideri olduğu bir PKK, diğer tarafta şartların her gün sokakta 20 kişinin arkasından bir kurşunla öldürüldüğü 90’lardan daha kötü olduğunu, tasfiye sürecinin işlediğini düşünen bir başka PKK var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.