İddialı bir başlık olduğunun farkındayım.
Özellikle de 2009’da İran yolunda havada Kürt sorununda “iyi şeyler olacak” diyen Cumhurbaşkanı Gül, 2011’in son günlerinde bu kez batıya doğru uçarken havada “İyi şeyler olacaktı ama PKK sabote etti” dedikten bir gün sonra bunu söylemek epeyce iddialı bulunabilir.
Ama unutmayın: Amerikan B-52 bombardıman uçaklarının Kuzey Vietnam’ı en ağır şekilde bombaladığı gün ABD-Vietnam arasında Paris’te barış görüşmeleri sürüyordu. 1993’te İsrail’in Filistin’e en ağır saldırıları yaptığı sırada da Oslo’da barış görüşmeleri ilerliyordu.
Altın kural Türkiye için de hiç değişmedi. 1993’te Kürt demenin bile epeyce zor olduğu günlerde devlet aracılar vasıtasıyla Öcalan’la anlaşmış, vesayetini ancak Avrupa Birliği yardımıyla yıkabildiğimiz MGK’dan cesur bir PKK affı çıkabilmişti.
Kürt sorununa siyasi çözüm demenin bile doğrudan dava konusu olmaya yettiği, iktidarın 28 Şubat’ın generallerinin elinde olduğu 90’ların sonunda askerin Kuzey Irak’a kara operasyonu yaptığı günlerde bile sonu 1998 ateşkesi ve PKK’nın sınır dışına çekilmesiyle biten devlet-PKK müzakereleri kesilmedi.
PKK-MİT kaydından biliyoruz ki Kürt Açılımı’nın portakal çiçeğinde vitamin bile olmadığı, TRT Şeş’in tahayyül dışı olduğu 2006’da MİT, PKK yöneticileriyle çoktan yeniden masaya oturmuştu.
Yine 2009’da Kürt Açılımı için toplantılar başladığında sol-liberal aydınlar bu açılımın içinin boş olduğunu söylerken, Kürt siyasetinin işi yokuşa sürdüğü düşünülen en radikal talebi “muhatap PKK’dır” iken devlet PKK’nın en şahin yöneticileriyle masada anayasanın ayrıntılarını konuşmaktaydı.
Habur ve Reşadiye saldırısı sonrası Taraf’ın bile barıştan ümidini kestiği günlerde devletin PKK’nın en şahin isimleriyle halen aynı masada esprili müzakereler yaptığını bizzat kulaklarımızla duyduk. Tüm görüşmelerin ardından 2010’un yaz ayında yeniden tırmanan savaştan sonra devlet bu kez de doğrudan Öcalan’la görüşmelere başladı. “Muhatap Öcalan”dır dediği için insanların tutuklandığı, bu yüzden çocukların kendini yaktığı, Kürt siyasetçilerin, İstanbul’daki aydınların ardı ardına bunu talep eden bildiriler yayınladığı günlerde devlet Öcalan’la masada anayasa ve barış konseyi kurulması konusunu tartışmaktaydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.