İtiraf ediyorum. 9 Aralık 1997 gecesi Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan ve Kürşat Bumin’in sunduğu ve Murat Belge’nin konuk olarak katıldığı
STV’de yayınlanan
Açık Görüş programına Rize’den telefonla bağlanan genç bendim.
Biraz sözü uzattım, kabul. Tamam, epeyce saçmaladığımı da hatırlıyorum. O aralar sıkı ANAP’lı olan bizimkilerin gözü Mesut Yılmaz’a hileyle kumpasla da olsa yeniden başbakanlık yolu açılmasından başka bir şeyi görmüyordu ama ben her gün gazetelerde televizyonlarda karşıma çıkan 28 Şubat saçmalıklarına karşı bir liberal aydınlanma yaşıyordum. O gece telefonda demokrasinin faziletlerinden, halkın siyasete katılmasının öneminden bahsettim galiba. Sivillik vurguları yaptım.
Beş dakikayı geçen büyük telefon nutkumun sonunda o sıralar başının yine belada olduğunu hatırladığım Tayyip Erdoğan’ın “Rize’nin Dumankaya Köyü’nden çıkıp, halkın tercihleri sonucu siyasette geldiği yerin önemi” konulu tamamen başını unuttuğum bir cümle içinde kıvranıp, seyircilerin üzerine bir son dakika mesajı fışkırtmaya çalışmaktaydım ki... Etyen Mahçupyan “toparlayabilir misiniz” diyerek sözümü kesti. (Bana hâlâ bir özür borcu var:)
O yaz ODTÜ’den atılmıştım. Hâlâ rüyalarını gördüğüm girilmemiş dersler, son anda öğrenilmiş sınavlar sonunda “dismiss” olmuş, eve dönmüştüm. 28 Şubat’ı gazete gazete, televizyon televizyon takip etmek için epeyce vaktim oldu. En çok annem ve etrafımdaki sevdiğim pek çok kadının taktıkları başörtüler için söylenenler, o düşmanca üslup, o saygısız dil, varlıklı bir hayat sürdüğümüz Rize’de bize epeyce yabancı olan, “Siz bu ülkenin gerçek vatandaşları değilsiniz”in bize bile hissettirilmesi...
Sıradan bir taşra tüccar ailesi kadar muhafazakâr olan evimizde, bir yandan Erbakan’a, o sırada Rize’de Belediye Başkanı olan Şevki Yılmaz’a acayip kızarken diğer taraftan 28 Şubat’ta ordunun, gazetecilerin, siyasetçilerin yapıp ettikleri karşısında öfkeden deliye döndüğümü hatırlıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.