Türkiye’nin “sahte muhalefeti”, “bu kez Mehmet Ali Erbil’in suratında bir sırıtma olarak tezahür etti.
O akşam başka bir zavallı vatandaşın canlı yayında donunu indiresi gelmemişti nedense. 50 sarışın kadını her akşam ekranda taciz etmekten de sıkılmıştı zaten.
Çekmecesinde yıkanmış, katlanmış öylece bekleyen “sahte muhalif” önlüğünü çıkardı. Canı çekti; muhalif, Kemalist, devrimci, solcu tiyatrocu, aydın “Memet” Ali Erbil oluverdi.
“Hani çoğulcu demokrasiydi bunlar? Hani insan haklarıydı bunlar, kendilerine gelince yontuyorlar” diye üst perdeden açtı tiradı.
Değme siyasi analistlere taş çıkarıyordu. “Çoğulcu demokrasi” ile kündeye getirip, “insan haklarıyla” ters köşeye yatırmayı kapmıştı ağabeylerinden.
Exorcist filmindeki gibiydi sahne.
Maskaralığın kitabını yazmış, duvarına asmış ve hatta arada sırada imza günleri yapan Mehmet Ali Erbil’in içine sanki bir
Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı kaçmıştı.
Üst kabukta bir playboy. Alt katta “aydın bir tiyatrocu”. Sonra bir Yılmaz Özdil. Soymaya devam edince ise bir jakoben devrimci çıktı karşımıza. “Yaa siz böyle koyun gibi olursanız...” diye ekranda donsuz bıraktığı izleyicilerine çıkıştı.
Ne kudretli bir iktidarmış şu AKP. Prime time’da yetmiş milyonun önünde Mehmet Ali Erbil’den bile paparayı yedi.
Prime-time’da anti-AKP krizine giren Erbil ise soluğu diğer tüm benzer vakalar gibi Türk muhalefetinin Pradalar, Ralph Lorentler içindeki büyük kahramanı Uğur Dündar’ın karşısında aldı.
İzlediğimiz sanki 12 Eylül sonrası kaçak bir tv canlı yayınıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.