Her memleketin ayrımcılığı-ırkçılığı kendine. Elalemin ayrımcılığına, ırkçılığına beddua okumak kolay. Türkiye’de oturup “Obamacı” olmak, “zencilere özgürlük” diye bağırmak da kolay.
Ama emin olun kimse annesinin karnından ayrımcı, ırkçı doğmuyor. Ve kimse de Erol Taş kahkahaları atarak ayrımcılık ve ırkçılık yapmıyor. ABD’de zencilere dönük ayrımcılıkların bile kendine ait bir rasyonalitesi, tarihi, insanları içine çeken bir meşruiyeti, ikna söylemi var.
Dünyanın en çok lanetlenen işini yaparken vicdanları rahatlatan, iyi bir şey yapıyormuş hissi veren de işte o sözler, ideolojiler, korkular, güya “iyi” niyetler. Ayrımcılık insanları hassas noktalarından yakalıyor, ikna ediyor ve sonra da dünyaya rezil ediyor.
Kürşat Bumin yazdı geçenlerde. Fransa’da bir anket yapılmış ve Fransızlara Elysee Sarayı’nda oturacak bir siyahî cumhurbaşkanı adayına oy verip vermeyecekleri sorulmuş. Anti-faşist, medeni Fransızlar yüzde 80 oranında bu soruya “Tabii ki, neden olmasın, biz ırkçı, geri kafalı insanlar mıyız ki” diye cevap vermiş. Sonra aynı Fransızlara bir soru daha sorulmuş: “Peki bir Kuzey Afrikalıya cumhurbaşkanlığı seçiminde oy verir miydiniz.”
“Evet, neden olmasın” diyenlerin oranı birden yüzde 58’e düşüvermiş.
İşte tam da ben de bunu anlatma çalışacağım az sonra.
Biraz zor olacak. Mağduriyet yarıştırmışım gibi gelecek. Yanlış anlaşılacak.
Ama cesaret ve dürüstlük istiyorum.
Artık marjinalleşmiş, ötekileştirilmiş, ayıplanan, bizden uzaktaki ırkçılıklara, ayrımcılıklara olan mesafemizle övünmeyi bırakıp, farkında olmadan vicdanlarımızı işgal emiş daha meşru, görünmez, şık ayrımcılıkların, ırkçılıkların cesaretle üzerine gitmeyi öneriyorum.
Yani size bu ülkenin gerçek Obamasının resmini çizmeyi teklif ediyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.