Kürt sorununda iki cephe var.
“Vatanı bölüyorsunuz, böldürtmeyiz” diyenler.
“Bu sorun artık çözülsün, yeter” diyenler.
İki karşıt kutup. Zaten ortası da pek mümkün değil. Peki, bir sabah Türkiye güne çok ünlü akademisyenlerinin imzaladığı “Hem özgürlük hem bölünmez bütünlük” başlıklı üçüncü yolcu şu bildiriyle uyansaydı:
“Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de bölünmez bütünlüğümüzden de taviz vermeyeceğiz! Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini savunuyoruz. Ama bunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz. Kürt sorununa çözüm, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Kürt sorunu başörtüsü sorunuyla birlikte çözülmelidir. Toplumsal mutabakatın, ancak bu temelde gerçekleşebileceğine inanıyoruz.”
Okuyan herkes bir “Ne alakası var kardeşim” derdi herhalde. “Ya tüm sorunlar hep beraber çözülsün ya da hiçbiri çözülmesin” demek epey manasız bulunurdu. “Her şeyin sonunda getirilip bu başörtüsü meselesine dayatılmasına” şöyle bir kızılırdı. “Ne diye mağduriyetler arasında hiyerarşi yaratıyorsunuz” diye nasihatler çekilirdi. “Ama”dan önceki “Kürt sorunu çözülsüncülük” haklı olarak epey samimiyetsiz bulunurdu.
Ya bir de bu üçüncü yolcu bildiri, dengeleri “Vatanı bölüyorsunuz, böldürtmeyizciler” lehine bozsaydı, bu bildiriyi imzalayanlar gazete gazete dolaşıp kafalarındaki soru işaretleriyle Kürt açılımı konusundaki özgürlükçü havayı dağıtsaydı, Kürt açılımı bu karşı manevraya dayanamayıp çökseydi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.