Devletin gizli seslerini kaydeden bir kulak var. Duyduklarının ne kadarını bize de işittiriyor bilmiyoruz. Derdi ne, ne yapmaya çalışıyor, kimlerden, kimin adamı bilmiyoruz.
Zaten bunun ne önemi var ki.
“İktidar mücadelesi”, “devlet içi hesaplaşma”, “cemaat yapılanması” ne derseniz deyin o derin kulak sayesinde saf saf demokrasi, hukuk tartışması yaptığımız bu ülke hakkında, tam teşekkülü bir Şerif Mardin külliyatından bile öğrenemeyeceğimiz gerçekleri öğreniyoruz. Hem de ilk elden, birebir kulaklarımızla duyarak.
“Aman Genelkurmay’ım elek gibi olmuş, ulusal güvenliğimiz tehlikede” dertleri olmayan sade bir vatandaş olarak ben duyduklarım ve öğrendiklerimden, bu yasadışı şeffaflıktan dolayı gayet memnunum. Gerisini bu derin ve karanlık işlere dalmış devletliler düşünsün.
Mesela o derin kulak olmasaydı Hakkâri Çukurca’da PKK’nın döşediği açıklanan, altı gencecik askerin hayatını alan ve Erdoğan’a Ahmet Türk randevusunu iptal ettiren mayınların askerler tarafından döşendiğini hiçbir zaman öğrenemezdik, emin olun.
O mayınları döşeyen generallerin “Kafana takma, örtbas et” kayıtsızlığına, kulaklarımızla duymasak inanamazdık. Bu sesleri dinleyen Genelkurmay’ın dinlemelerden sorumlu GES Komutanlığı’nın bu generallere telefon açıp “Dikkatli olun dinleniyorsunuz” diye uyarı yapıp suça ortak olduğundan haberimiz olmazdı.
O derin kulak olmasaydı Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un kozmik oda aramaları için “Ben izin vermesem nah girerlerdi” dediğini bilmez, Genelkurmay Başkanı’nın aslında çok iyi bir demokrat olduğu kampanyasının rüzgârına kapılabilirdik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.