Türkiye’nin en popüler futbolcusu herhalde tartışmasız Arda Turan’dır.
Dünkü
Fotospor gazetesinin “Camiye de giderim bara da” diye sürmanşet yaptığı haberde şöyle diyor Arda: “Camiye gidiyorum. İbadet ederim. Bunu söylemek bana zor gelmez. Ama ben gece dışarı da çıkıyorum.”
Camiye gittiğini söylemenin memleketin en popüler futbolcusu için bir tür cesaret meselesi olması, bu “lekenin” de ancak peşinden bara da gittiği söylenince temizlenebilmesi...
Düşünün artık Alevi bir futbolcunun, Kürt bir futbolcunun halini. Onlar es kaza “önümüzdeki maçlara bakıyoruz” falan derken ağızlarından kaçırsalar ne olduklarını, lekelerini, hangi rejime bağlılık yeminleri, Ne mutlu Türküm diyeneler, marşlar, “Benim annem de başörtülüydüler” temizler.
Bunları anlamayan ne anlar ki bu ülkeden. İşte en fazla anlayacağı, eşi askerî hastane sokulmayan bir başbakanın tek parti diktatörlüğüne gittiğini iddia etmek olur.
Bu büyük ayrımcılığa seslerini çıkarmayanları, tarih, dün ortadan kalkışının yıldönümü olan Apartheid rejiminin savunucuları ve yine dün doğum günü olan Rosa Parks’a otobüste yer vermeyenler ile birlikte anacak.
“Türban değil, annelerimiz gibi çeneden fiyonk yapacaksın” diye akıl veren askerî modanın son ütücüsü pek kullanışlı köşe yazarları, sorgusuz sualsiz ırkçılar için özel olarak ısıtılmış cehennemine girecek, belli.
Ama tarih GATA’ya sokulmayan bir gayrımüslim, Alevi, Kürt olsaydı bugün e-mail kutularımızı imza kampanyaları, kınama bildirileriyle dolduracak aydınlara, medyanın herkese etik dersler veren ana damar sosyal demokratlarına, “Kayseri’de iş bulmak isteyenler artık umreye gidiyor” diye rapor hazırlayan politik doğrucu sivil toplumcularına da, bu tasnif de herhangi bir ayrımcılık yapmayacak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.