Ahmet Hakan’dan “Ama Ahmet arkadaşımız da yaramazlık yaptı örtmenim”den daha iyi bir cevap beklerdim. Ama doğrusu yazımı Hrant Dink’i “zehirli kan” yazısı yüzünden mahkûm eden Yargıtay Türkçesiyle okumasını ondan bile beklemezdim.
Öncelikle tebrik ederim. Hrant Dink’in o yazısıyla Türklüğe hakaret etmediğini Yılmaz Özdil’in bile anlayacağı bir berraklıkla tane tane anlatmış. Tek bir sorun var: Hrant Dink beş yıl önce öldürüldü. Hem de o yazısını, Ahmet Hakan’ın gazetesinde tane tane çarpıtanların körüklediği bir linç kampanyası sonucu.
Ne kadar iyi olurdu Hrant Dink “yanlış anlaşıldım” diye çırpınırken Hürriyet’te hem de Ahmet Hakan’ın köşesinde o cümledeki çarpıtma böyle tane tane çürütülseydi. Ama Hakan o günlerde “Bizim Kerinçsiz, özel alanda tam bir ‘salon adamı’ değil miymiş? İlk dakikalardan itibaren kendisi bir ‘centilmenlik abidesi’ gibi göklere yükseldikçe yükseldi” gibi mahkeme önü zebanisini, insan olarak tanıtma empatileriyle pek meşguldü. Aynı empatiyi Hrant Dink’in katilleriyle bile kuracak Ertuğrul Özkök tipi analizin, sosyolojinin gözünü çıkarma akımının etkisinde olduğu günlerdi...
Doğrusu beni Ahmet Hakan’ın Aydınlanma Devri’nden, Yontma Taş Devri’ne geri dönüş yaptıktan sonra yeniden Cilalı Taş Devri’ne girip yazıyı bulmasıyla geçirdiği tekâmül pek ilgilendirmiyor. Post-modern darbeye Pink Floyd’la direnmiş birinin, 10 yıl sonra e-muhtırada Hasan Mutlucan’dan “ama” türküleri söylemesindeki tekâmül hakkındaki hükmü ise paleontologlara bırakmak gerek. Muhakkak Soner Yalçın’ın Sebataycı kafatasları üzerine uzmanlaşmış paleontolog arkadaşları ona yardımcı olacaktır. Benim bu kemâle ermeyi takdir edecek ne pedagojik sabrım ne tebliğ-irşad bilincim var. Kimseyi de faşist olmadığı için tebrik etmeyeceğim
Tane tane cevap vereyim ki, adamı öldürüp, cenazesinde de en çok ağlayan mafyöz gazeteciliğe kurban gitmeyeyim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.