Siz hiç yalnız başınıza televizyonda zaplarken yaptığınız şeyin saçma ve anlamsız olduğunun tümüyle farkında olarak ve ‘Aman şimdi biri içeri girip beni bu halde görmesin’ korkusu içinde bir Küçük Emrah filmini sonuna kadar ağlayarak izlediniz mi?
Sezercik filmlerinden birinde, öksüz fakir Sezer’in kendisi gibi öksüz olan minik kız arkadaşını, ana-babalık yaptıkları öksüz bebekle birlikte daha iyi bakılsınlar diye zengin bir adamın yanına göndermeye ikna etmek için arkasını dönüp gözyaşları içinde “Zaten başıma bela oldunuz, bıktım sizle uğraşmaktan, gidin de rahatıma bakayım” tiradı sırasında hem gülüp hem ağlamanın derin maneviyatını hissetiniz mi?
Derbeder filminin son sahnesinde, Ferdi’nin kavuşamadığı sevgilisi İpek, köşkten denize atlayıp intihar ettikten sonra küçük kızının Ferdi Tayfur’un yanına gelip “Amca artık bundan sonra sen benim babam olur musun” dediği sahne aklınıza geldiğinde içiniz ürperiyor mu?
Bir Ahu Tuğba filminde, pavyon şarkıcılığı ile sevdiği taksici arasında kalmış Okşan’ın ‘Kaderine isyan ettiği’ harbi konuşmalarını izlerken aklınıza Ankara’da bir milyon kişiyi “hayat kadınlarına özgürlük” sloganlarıyla sokaklara dökmek gelmedi mi?
En büyük korkunuz, Babam ve Oğlum’da küçük Deniz’in babasının ölümü sonrası girdiği sessizliğini bozup “Okula gitmek istemiyorum, babamı çok özledim” diye ağlayarak koştuğu sahneyi misafirlikte otururken televizyonda izlemek zorunda kalmak oldu mu?
Bir Ramazan akşamı, İslami bir kanalda 5. sınıf bir dinî filme ister istemez takılıp, herkesin kötü davrandığı dört çocuğuyla sefalet çeken dul bir kadının, çocukları açlıktan ölmek üzereyken son çare olarak kendisini sürekli taciz eden adamın evine doğru yürümesi içinize dert oldu mu hiç? ‘Hadi aksakallı dede çıksın artık ortaya’ diye kendinizi yiyip, rahat uyumak için filmi sonuna kadar izlemek zorunda kaldınız mı?
Televizyon haberlerinde, hiç karşınıza bir mahalle arasında sıkışmış, kameradan utanıp birbirlerinin arkasına saklanan üstleri başları yırtık pırtık büyük renkli gözlü Kürt çocukları çıktı mı? Sarsıldınız mı?
Bir kamyonun içinden sadece büyük beyaz gözleri görünen Pakistanlı mülteciler sizi uykusuz bıraktı mı hiç?
Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan arkadaşlarını kapıda bekleyen İşçi Partili gençlerin ellerinde tutukları sert pankartlara zıt yüzlerindeki naiflik içinizde onlara karşı merhamet duyguları uyandırdı mı?
Sokakta elinde, değer verdiğiniz her şeye her gün küfredildiğini bildiğiniz Cumhuriyet gazetesi olan genç bir çocuk görüp ona karşı içinizde uyanan öfke sizi korkuttu mu hiç?
Cüppeli, sakallı bir erkekle, çarşaflı bir kadını sokakta el ele gören Bir Cumhuriyet gazetesi okuru olarak bir hayatın böyle de gayet mutlu yaşanabileceğini düşünmeye cesaret etiniz mi?
Bir Doğan grubu gazetesinde çalışıp, skandal yüzünden Deniz Feneri Derneği’nden yardım alan ailelerin zor durumda kalmasından hiç endişe ettiniz mi?
Paşaların birer birer hastalanıp Ergenekon’dan taburcu edilmesini pek inandırıcı bulmamakla birlikte, ‘Ya sahiden hastalarsa’ ihtimali yüzünden bunu dillendirmemenin, Ergenekon’un sizi vicdanınızdan yakalamasına göz yummanın salaklık olmadığına kendinizi ikna ettiniz mi?
AKP’nin en demokrat, en sivil, en aklı başında isimlerinden Dengir Mir Mehmet Fırat’ı, CHP’nin en Kemalist, en laikçi, en askerci isimlerinden Kemal Kılıçdaroğlu karşısında kendisini savunmak zorunda kalırken izlemek sizi fena halde üzdü ama yine de adil olmaya çalışmanın vicdanınıza ne kadar iyi geldiğini hissetiniz mi?
Siz hiç laik, yasakçı bir üniversite rektörü olup çok sevdiğiniz kızınızla aynı yıl sınava giren ve Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmış başörtülü bir kızın okul kapılarında kalması karşısında kendi hakikatlerinizi sorguladınız mı?
Siz hiç çok acı çektirilmiş bir Kürt olup, JİTEM’ci Albay Arif Doğan’ı bastonu ve bağlamalı donuyla polisler arasında yürürken görünce yine de içinizin cız etmesine izin verdiniz mi?
Bir AKP’li olarak Aydın Doğan’ın Başbakan’ın sert çıkışları karşısında hayatı boyunca kazandıklarını kaybetmekten korkmuş olabileceğini düşünüp, onun bu insani endişesine hak verdiğiniz oldu mu hiç?
Bir Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni olarak AKP’lilerde uyandırdığınız bu derin öfke ve nefretin sebebini kendinizde aramaya hiç cesaret ettiniz mi?
Bir ülkü ocağı üyesi olarak her Ermeninin hayatına sinmiş bu 1915’in acısının ne menem bir şey olduğunu anlamaya çalışan ve sizi uyaran vicdanınızı hiç özgür bıraktınız mı?
İyi bir mümin olarak bir ateistin de iyi ve ahlâklı bir insan olabileceği gerçeğiyle yüzleştiniz mi?
İyi bir ateist olarak bir dindarın da aklı başında, mantıklı biri olabileceğine ikna oldunuz mu?
Eğer bu sorulara cevabınız “Evet” ise Türkiye iyi bir Ramazan geçirmiş demektir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.