Bir varmış bir yokmuş.
Evlerden uzak diyarlarda olsun Perinçsizler ve Kerinçekler varmış. (Yoksa tam tersi miydi?) Şimdilerde tarihin akışını değiştirecek, içinden devrim çıkacak muamelesi yapılan sürpriz yumurtalar onların elindeymiş.
İnsan hakları, demokrasi, Kürt meselesi, Ermeni katliamı gibi konuların konuşulduğu toplantıları basıyor, mahkeme önlerinde hoşlanmadıkları insanların kafasına yumurta atarak demokratik haklarını kullanıyorlarmış.
Gençmişler, heyecan doluymuşlar. Seslerini duyurmak istiyor ama kimse onları dinlemiyor kimse onları anlamıyormuş.
Eylül 2005’te Bilgi Üniversitesi’nde yapılan Ermeni Konferansı’nın çıkışında çevresini saran polisleri “Burası Türkiye. Beni korumayın. Tek başıma Taksim’e yürüyeceğim, oradan da evime gideceğim. Yumurta atarlarsa atsınlar” diyerek atlattıktan sonra tek başına yürüyen 80 yaşındaki Erdal İnönü’ye yumurta ve domates attıklarında bile kimse dönüp onlara “peki ne istiyorsunuz” diye sormamış. (Aynı toplantının girişinde sırtına iki yumurta isabet eden Cengiz Çandar domateslerden son anda Siyasal’daki yumurtalı saldırısından sonra övündüğü eski eylemci çevikliği sayesinde kurtulmuş.)
Yumurta bu. Oturduğu yerde durur mu? Aralık 2005’te bu demokratik haklarını kullananların elinde “Türkiye’de 30 bin Kürt öldürülmüştür. Bir milyon da Ermeni” dediği için 301’den Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Orhan Pamuk’a doğru fırlamış.
Bir Yıldırım Türkerleri yokmuş ki dertlerini yazsın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.