Sonunda bu da oldu: Âşık Veysel takkelendi!
Oysa biz onu hep fötr şapkalı anımsıyoruz.
Köylü ve fakat “çağdaş cumhuriyet ozanı”... O nedenle de takkeli değil. Hele kamusal alanda, asla.
Ama şimdi memleketi Sivas’ın Şarkışla ilçesinde kendi adını taşıyan parkın ortasında kocaman kaidenin üstünde, kucağında sazı, kafasında takkeyle heykelleşmiş olarak duruyor Âşık Veysel!
Veysel kamusal alanda takke asla takmadı ama, başındaki fötr de yörenin ve dönemin yerleşik, geleneksel giyimine yabancıydı.
Peki, o nereden gelip kondu iki gözünü çocukluğunda kaybetmiş, çalıp söylemekten başka işi-gücü olmayan köylü Veysel’in başına?
Her şey Şapka İnkılâbı’yla başlıyor. Cumhuriyet ikinci yılını henüz doldurmuştur ki, sarık-fes gibi başlıklar, medeni-beynelmilel olmadıkları gerekçesiyle –aslında “dinsel gösterge” kaygısıyla- yasaklanıp atılıyor. Yerine “siperlikli serpuş” denen kasket getiriliyor.
Kasketli köylü tipi ancak ondan sonra ve kanunen doğuyor.
Fötr, şehirli ve dahası kalantor işi.
Köylü Veysel de şehirle ve cumhuriyetle temas etmesiyle fötrlenir.
Araya Parisyen rüzgârların girmişliği de var...
Orada Bir Köy Var Uzakta romantizmi de.
***
Şöyle ki; Devlet bursuyla Paris’e gönderilen, Sorbonne’da edebiyat okuyan Ahmet Kutsi, 1928’de yurda döndüğünde yeni kurulan Halk Bilgisi Derneği’nde çalışır, dergisinde yazar. 1930’da Sivas Lisesi’ne tayin edilir.
Ki, burası aynı zamanda Sivas Kongresi’nin gerçekleştirildiği yerdir.
Sorbonne’dan çıkma Ahmet Kutsi, cumhuriyet ve medeniyet misyoneri olarak gittiği Sivas’la öyle özdeşleşim yaşar ki, kentteki dağın adını –Tecer- soyad olarak alır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.