Nicedir heyecan dorukta: Hangi belge - bilgi gerçek, hangisi düzmece? Oyunun adı, kuralları, aktörleri vb değişse de saha sabit: Sıfır bellek!
***
Sözkonusu oyun ne sadece şimdiye, ne de sadece buraya, bize ait.
Küresel hakikat bile diyebiliriz buna: Hız çağında, teknoloji çağındayız. Beynimizin işgaline asla izin veremeyiz. Belleğimiz emanet “hard disc”e, ekrana, hile kabul etmez elektronik aygıtlara... kafamız rahat.
Tabula rasa: Bomboş, sıfır kilometre, hiç kullanılmamış, tertemiz bellekler. Ak kâğıt, levha, tabaka, disk. İstediğini kaydet. Sil, tekrar kaydet, tekrar, tekrar.
Yorulmaz, bozulmaz, aşınmaz. Üstünde hiçbir şey kalmaz.
Bellek silinip silinip sıfırlandığı için günümüz insanı ister 20, ister 30, 40, 50, 60, 70... kaç yaşında olursa olsun, bebek gibidir. Emekleme evresine, agu - gugu gibi sesler çıkarma halinin terütazeliğine, saflığına yöneltilmiş ve oracıkta bırakılmış, oraya hapsedilmiştir.
***
İnsanın kaç yıl ve ne yaşarsa yaşasın bebek halinde kalması, bırakılması bir başka güzellik; “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye hayıflanmayacaktır artık kimse. Zamandan “münezzeh” yani ayrı, uzak, bağımsız olabilmek, ancak ve ancak belleğin –hafızanın- balıklaşmasıyla mümkün: Sıfır kayıt... her şey zamanın karadeliğinde kaybolur. Atmosfer boşluğunda buharlaşır, uçar gider.
Yeni değil bu durum.
Kâğıt –takvim- üzerinde 2000’li rakamlarla başlatılan 21. yüzyılın, aslında çok daha erken zamanlarda başladığını söyleyebiliriz. “Küresel” denen çağın ve toplumsal, bireysel düzeylerde
sıfır bellek durumunun nerelerde, ne zaman, nasıl başladığını araştırırsak, diyelim ki
1984 gibi bir tarihe uzanabiliriz. Bu da yine takvimlerin gösterdiği 1984 değil, onun 35 yıl öncesidir mesela.
Yazının devamını okumak için tıklayın.