Kırk yıllık nostaljiye dönüşen “68 kuşağı”nın bir de uzantısı var bizde: “78’liler”!
Batı’da –ve ABD’de- bir yaz yağmuru gibi gelip geçti 68 baharı. Diyelim ki bir yıl sonrasına, hele 1970’e gelindiğinde o baharın ifade ettiği gençlik isyanından neredeyse hiçbir iz kalmamıştı. Buradaysa 12 Mart kesintisinin ardından 1970’lerin ikinci yarısında kesinti öncesinden –68 döneminden- çok daha büyük bir kitlesellik kazandı gençlik hareketi... Neredeyse iç savaş boyutu alarak 12 Eylül darbesine değin sürdü.
Eğer 78’lilik diye bir olgu varsa, o kuşağın kimliğindeki bütün o “savaşçı”lığın ardında bir “ilahi adalet” arayışı, beklentisi vardır. İlginç ama, eşitlikçilik, adalet, toplumsal dönüşüm vb. o kuşakta kuramsaldan çok duygusal bir yükümlülüktür.
Yine ilginç bir nokta: Türkiye’nin geleneksel duyusal iklimine ana rengini veren “melodram”dan etkilenen galiba son kuşaktır 78’liler. Çocukluk çağında tanışmışlardır bu duyguyla. Diyelim ki, Kemalettin Tuğcu aracılığıyla.
Hülya Soyşekerci’nin
Taraf pazar’daki ‘Tuğcu ile bir çocuk olmak’ başlıklı yazısı bunları düşündürdü bana. Siyasal ve toplumsal eylemliliğin neredeyse savaş boyutunu aldığı 78’liler’le birlikte Kemalettin Tuğcu’nun kitapları da dolaşımdan çekilmiş, gözden düşmüştü.
Tuğcu’nun bize naklettiği melodrama –yer yer arabeske- yatkın o “iyilerin dünyası” kaybolmuştu artık. Hikâyenin aslı, başka deyişle “masumiyet çağı” bitmişti. Kurgunun karşılığı yoktu.
Günyüzüne çıkmış 139 kitap ve 300’ü yayımlanmamış öykü... Dile kolay. Bugün “yolun yarısı”nı geride bırakanlar, 40’lı yaşlarını sürenler galiba, Tuğcu’nun en son okuyucularıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.