Yarın 2 Temmuz. Büyük yangının yıldönümü.
Sivas’la –ve elbette Türkiye’yle- ilgili utanç ve acının yıldönümü.
İri laflar edilecek yine. Acılar tazelenecek... Acı ve utançla yaşamaya devam edeceğiz. Provokasyon süsü verilmiş yangının yeri Madımak orada durduğu için.
***
37 kişinin yanarak, ateşten-dumandan boğularak can verdiği yangın yeri Madımak Oteli’nin giriş katında düne değin kebapçı vardı... 2 Temmuz’daki yangının isini, dumanını, kokusunu hiç mi hiç duymaksızın, hissetmeksizin nar gibi kızarmış kebaplarını yiyordu insanlar afiyetle!
Kültür Bakanı bundan tiksindiğini söyledi.
Yangın yerinin müzeye dönüştürülmesi çağrısı yapılıyor yıllardır.
Son valiler kararnamesiyle Merkez’e –kızağa- çekilen Sivas Valisi Veysel Durmaz, müze girişimine kararlılıkla karşısı durduğunu bizzat açıklamıştı. Halk arasında ayrışmaya yol açacağı için...
Osmanlı’dan beri toplumsal olaylar-sorunlar karşısında resmî ideolojinin değişmeyen yöntemidir olanı zamana, unutuşa, unutuluşa yaymak... Önce yok saymak, aradan geçen zamanla yeni yeni senaryolar, failler, hurafeler üretmek...
2 Temmuz’la ilgili gelişmeler hemen tümüyle aynı seyri izliyor. Aynı ideoloji yürürlükte.
***
Her şey “makul ve makul olmayan” terazisine vurulmuştu.
Başbakan, içişleri bakanı, hükümet sözcüsü başta olmak üzere dönemin iktidar temsilcileri, en yetkili ağızlar, yangının “tahrik”ten çıktığını söylüyordu!
Dönemin başbakanı Tansu Çiller, tüm halkın yüreğine su serpecek açıklamayı yapıyordu 2 Temmuz akşamı: “Oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyelim” çağrısında bulunuyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.