İnsanı tarif etmek zor.
Filozoflar, nasıl bir varlık olduğumuzu tarif etmeye uğraşıyor bin yıllardır: Düşünen, konuşan, toplumsal, siyasal... vb. “hayvan”. Ya da eşref-i mahlûkat.
Alın bir sıfat da benden: İnsan alışan varlıktır!
***
İnsanın organik-bedensel özelliklerinin çevre koşullarına uyumlanmada diğer hayvanlara göre hayli eksik olduğu söylenir.
Araç kullanımı, alet yapımı, teknoloji... bu eksikliği kapatma çabasının ürünüdür. Aynı şekilde, düşünme ve onun ifade aracı dil de öyle. Toplumsal, siyasal örgütlenme vb. bütün yapıp ettiklerimizin; insanı doğadaki diğer varlıklardan ayrıştıran kültürel yapılanmaların söz konusu eksikliği kapatma çabasından kaynaklandığını öne sürenler var.
Gelenek ve onu sistemleştiren ahlâk-etik vb. kurumların kökeninde çevreye, hayata uyumlanma yolunda geliştirdiğimiz alışkanlıklar vardır.
***
Nelere alışmadık, nelere alışmıyoruz ki?
En çok canınız yandığı anda, en tepedeki, en yetkili insanlar kalkıp “alışacağız” diyor. Mesela, terör bunlardan biri. “Sonunu kurutacağımız güne dek terörle beraber yaşamaya alışacağız” deniyor yıllardır.
Dönelim öteki tarafa.
Gelecekte refaha, kalkınmaya, istikrara kavuşana dek “enflasyonla beraber yaşamaya alışmamız gerektiği” de çok eski, geleneksel teranelerdendir. Ne de olsa, gelişmekte olan bir ülkeyiz...
Bu arada ülkemizin hemen her yöresinin büyük fay hatlarıyla dolu olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüz yüze kaldık 17 Ağustos depremiyle. Büyük Marmara depreminin eli kulağında olduğu söyleniyor on yıldır. Deprem Dede unvanını verdiğimiz Ahmet Mete Işıkara çıkıp buyurdu ki, “deprem gerçeğiyle beraber yaşamaya alışmalıyız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.