Gazetelere bakan Kerinçsiz takımı, Orhan Pamuk için, “işte, adam Türk olmadığını, aslını itiraf etti nihayet” diye düşünmüştür herhalde.
Adam alenen, kendi ağzıyla söylüyor:
Monsieur Flaubert benim! Demek ki Orhan Pamuk onun kod adıymış, kendisi bir “mösyö” imiş!
***
Rouen Üniversitesi Pamuk’a fahri doktora unvanı veriyor. Üniversite’nin bulunduğu ve adını taşıdığı kent, 19. yüzyılın büyük yazarı Gustave Flaubert’in doğduğu, yaşadığı yer.
Flaubert 19. yüzyıldan 20. yüzyıla, çağa damgasını vuran, dahası tıpkı
Don Kişot gibi romandan, kitaptan ve yazarından bağımsızlaşıp özel kimlik haline gelen
Madame Bovary’nin yazarı. Roman 1856’da
Revu de Paris’de tefrika edilmiş, ertesi yıl kitap olarak yayımlandığındaysa kıyametler kopmuş. “Ahlaksızlık-sapkınlık” eseri olarak suçlanmış, yargılanmış...
O iffet, “namus celladı kadın”ın kim olduğu sorulduğunda, “Madame Bovary benim” demişti Flaubert... Şimdi ondan 150 yıl kadar sonra Nobel ödüllü bir Türk yazarı o sözü yineleyerek, kendisinin Flaubert olduğunu söylüyor.
***
Pamuk’un doktora kabul konuşmasının tam metni
Milliyet’te yayımlandı. Orada da görüleceği gibi, “Monsieur Flaubert benim” derken yazarın
Madame Bovary tartışmalarındaki tavrına gönderme yapmakla kalmıyor... Doğrudan kendisiyle, kendi yazarlık anlayışı, tavrı, süreciyle Flaubert arasında bağlantı kuruyor. Dahası ona özendiğini söylüyor.
Arkadaşı –daha sonra editörü de olacak- Maxime Du Camp’la Ortadoğu turu dönüşü Ekim 1850’de İstanbul’da konaklayan Flaubert’in annesiyle buradan mektuplaşmasını anıyor Pamuk.
O sıralarda 30 yaş eşiğindeki Flaubert’in mektubundaki şu satırlarda kendisinin aynı yaşlardaki gerçekliği, düşünceleri arasında bire bir koşutluk kuruyor: “Dünya, gelecek, insanların ne diyeceği, kurulu bir düzeni olmak, hatta geçmişte hayalini kurarak pek çok gecemi uykusuz geçirdiğim edebi ün bile artık umurumda değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.