11. Uluslararası İstanbul Bienali tam anlamıyla başarıya ulaşmıştır.
Profesyonellik düzeyi ve beceresi hayli yüksek bir
pazaralama-iletişimi vardır başarının ardında. Pazarlama iletişimi; diğer adıyla reklam, tanıtım stratejisi getirmiştir 11. Bienal’in başarısını.
***
Söz konusu başarıyı şuradan ölçmek mümkün: 22 yıldır İstanbul’da gerçekleştirilen bienaller içinde kendisinden en fazla söz ettiren, en fazla tartışılanı bu yılkidir.
Öyle ki, açılalı henüz iki hafta bile olmadan sadece bizdekiler değil, muhtemelen dünyadaki tüm bienaller arasında
sıfat yönünden en zengin, en kalabalık olanı 11. Uluslararası İstanbul Bienali’dir.
Okumakta olduğunuz yazıda da olduğu gibi bu sıfatların ortak paydası, bienalin
“en” bir şey olduğudur.
Son örnek,
Bienallerin en Marksisti olduğu haberi vardı dünkü
Taraf’ta. Hoş bu yönde başı çekenlerden biri yine bu satırların yazarıdır. 11 eylül günü bu köşede çıkan ve bienali konu alan yazının başlığına bakılabilir:
En Politik, En Muhalif Sanat?! Soru işareti, ünlem
acaba mı - bu neyin nesi niyetine.
Diğer yazı ve haberlerde soru falan olmaksızın doğrudan nitelemeler var. Örneğin aynı gün
Star’da Alin Taşçıyan,
Bu bienal çok muhalif diyordu.
Ertesi gün –12 eylül; bienalin izleyicilere açıldığı gün-
Radikal’in
soruşturma haberi
İstanbul’daki en politik binenal başlığını taşıyordu.
Oradan
Taraf’taki
En Marksist haberine kadar gelmişiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.