Öldü artık deniyor Tanrı Yazar için. Devri geçti, kapandı, bitti.
Allah rahmet eylesin.
İyi de kimdi rahmetli, kimlerdendi?
Ölüm ilanıyla kimin, kimlerin kast edildiği merak konusu.
Ve niye şimdi, yeniden yeniden bu “ölüm” ilanı?
***
Kimse boşu boşuna ne sevinsin ne de üzülsün; ölen-yiten, giden, biten bir şey yok ortada!
Adı büyük harfle yazılan, yazılacak Tanrı Yazar diye biri –ya da bir şey- hiç olmadı.
Olmayan şey de ölmez!
Ha, öyle birisi yoksa bile en azından lafı vardı, derseniz, doğru. Tanrı Yazar, tamamen bir “laf”tır. Nietzsche tanrının ölümünü ilan etmezden önce ve galiba bu büyük ölüm ilanına –tanrıya vedaya- hazırlık faslında üretilmiş, icat edilmiş bir laf, bir sıfat, bir kimliktir Tanrı Yazar.
Peki, o nereden ve neden çıkmıştır?
Çünkü yeni bir “sektör” doğmuştur 18. yüzyıl dolaylarında.
Sektörün afili, cafcaflı, artistik adı:
Edebiyat. Ebediyet –ölümsüzlük âlemi! Bir de gündelik –fâni- işler sahası var aynı sektörün:
Matbuat –bildiğiniz basın, gazetecilik.
Tanrı Yazar denen kimse elbette birinci sahaya aittir. Arada ikincisinde de boy gösterir. Ya da gazetecilik sahasından da “Tanrı”laşanlar olur, nadiren.
Yazmanın “yaratma” olduğu fantezisi, imgesi ve de hayalinden doğmuştur Tanrı Yazar lafı. Bir yanıyla da yeni sektör(ler)i ve aktörlerini pazarlama stratejisinin ürünüdür bu sıfat.
18. yüzyıl dolayları derken tabii ki Batı’dan bahsediyorum: “16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başlarında İngiltere’de ‘roman’ hem gerçek hem de kurmaca olaylar için kullanılıyor, haber bültenlerinin bile gerçeklere dayandığı pek kabul edilmiyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.