Sigara ve tütün mamulleriyle savaşın yer yer despotizm boyutlarına varması, her zaman saçma, anlamsız gelmiştir bana. Yasaklara karşı olmakla, “haz ilkesi”ni savunmakla ilgisi yok bunun. Sağlık fetişizmi, ABD’lileri çimen suyu içmeye dek götürüyor, ama nedense onda bir gariplik görmüyoruz!
Bir zamanlar beslenmenin ve ağız tadının, lezzetin değişmezleri olan yağ, tuz, şeker nicedir korkulu rüyamız: “Üç beyazdan sakın!” Hadi onlar zorunlu maddeler, miktarını ayarlayarak idare edersiniz ama çikolatayı ne yapacaksınız? Kadınlar ve çocuklar için makbul, yetişkin erkeğin pek düşkünlüğü yok kakaodan üretilen bu keyif verici maddeye. Çikolatanın ana maddesi kakaonun Latince adı “tanrıların gıdası”; “theobromocacao”. Tanrılar, bilindiği kadarıyla erkek ve fakat, erkekler kakao ve çikolatadan çok, kahve bağımlısıdır. Çay da var tabii onun yanında.
Sağlıklı yaşam için her gün bir başkası keşfedilen bilmem ne otu, şunun kökü, bunun sapı, her derde deva “bitkisel çay”lardan bahsetmiyorum. Çin çayı, yeşil çay falan da değil, bildiğiniz halis muhlis “tein”li, sadece ve sadece keyif için içilen tavşan kanı demli çay...
Çay, kahve ve de keyif lafları peş peşe sıralandığında, tıpkı tütün gibi başka küresel ve insanî dertle karşılaşırız: Alkol. Şimdi Ramazan ayında, kamusal alanda fazla uzatmayalım ama ilk yazılı belgelere –Sümerler’e- dayanarak, insanoğlunun ekmekle beraber alkolü de ürettiğini öne sürenler var. Bira, “ıslak ekmek” demek imiş... Keza, tarihteki ilk grevin bira yüzünden çıktığı rivayeti hayli yaygındır: Mısır’da piramitlerin yapımında çalışan işçi-kölelerin arpa istihkakında kesintiye gidilince, onlar da topluca iş bırakırlar. Çünkü arpanın bir kısmı evet, ıslak ekmek yapımında kullanılıyor, o da kafa yapıyor... Unutmadan, arpadan ayrı, un ve ekmek için buğday da var “ücret-istihkak” kapsamında.
Özetle, tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde ister likit, ister bitkisel, şu ya da bu tatta keyif verici maddeler var insan hayatında. Kimi uyarıcı, kimi uyuşturucu... Yine tarih boyunca insanın deneyimi gösteriyor ki, “onu ye bunu yeme – şunu iç ötekini asla” türünden fetvalar pek işe yaramıyor.
Çünkü, insanın keyif aldığı (isteyen bağımlı olduğu da diyebilir) bir şeyle ilişkisini korku ve yasak üzerinden tariflendirmek; “haz”zın “suç”a dönüştürülmesidir. Ve de onun (haz, keyif) nesnesini “düşman” olarak konumlama, insanı şöyle ya da böyle “tövbekâr”lığa zorlamadır. Bu da her zaman mümkün olmaz.
Belki de “anti” olmaktan çıkarak başlayabiliriz işe.
Korkunun ecele faydası olmadığı gibi ister keyif deyin ister bağımlılık ya da zaaf, tutku, alışkanlık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.